PSİKOLOJİ HASTALIKLAR VE CİNLERLE ALAKASI ve DUA

Dua ve hastalıkların tedavisine etkisi

Sadaka belayı def eder, dua kaderi değiştirir! (Sadakanın belayı defetmesi, Kur’an-ı Kerim’de açıkça geçmektedir) SAKALEYN ARAPOĞLU HÜSEYİNİN SİZ KARDEŞLERİMDEN EN BÜYÜK İSTEĞİ SADECE OKUMAKLA KALMAYIN.ALLAH RIZASI İÇİN YÖNLENİN VE YÖNLENDİRİN. EL UZATIN İNSANSANIZ BU İNSANLIĞA

Duanın hastalıklarda, özellikle psikolojik hastalıklarda etkisine millet ve din farketmeksizin birçok insan inanır. Psikolojik motivasyonun, insanın ruhani yapısına her alanda etki ettiği bir gerçektir. Duanın da bu motivasyonda önemli bir yeri vardır. İnanmadığını söyleyen insanların bile çok sıkıştığı hallerde, Allah’a yalvaran ifadeler dile getirmesi; tesadüf olarak açıklanmaktan öte, inansın inanmasın her insanın içinde bir yerlerde yüce bir güç inancını ortaya koyuyor olsa gerek.. Her  şeyi yaratan rabbime açılan el asla geri dönmez,,  dua demek her an gönlünden geçenleri ALLAH CC  bildirmektir.Dert yanmaktır halim bu ne yapayım demektir, yanlız senden istiyorum aciziyetine düşmektir.

Duanın maddî ve mânevî tesirleri vardır. Duanın maddî tesirleri, insanın genellikle sağlık ve vücudunda kendini gösterir. Modern tıp, ilâç ve tedavinin yanında, hastanın mâneviyatını/moralini kuvvetlendirmeye de önem verir. Bununla birlikte ilmî çevrelerde, modern tıpta duanın bir tedavi vasıtası olarak kullanılıp kullanılamayacağı tartışılmaktadır. Hastalıklara karşı dua etmek suretiyle Allah’tan şifa dileme, ilk peygamberlerden bu yana süregelen bir inanç ve uygulamadır. Örneklerini Hz. Peygamber’de (sallallahü aleyhi ve sellem) de gördüğümüz şifa niyetiyle dua etme, sağlam bir geleneğe sahiptir. Öte yandan Batı dünyasında da dua ve telkin yoluyla tedavi yapan kişiler ile mukaddeslik atfedilen yerler vardır.
Hastalarda mânevî ihtiyaç
Her insan, dînî uygulamaları yerine getirsin getirmesin, mânevî bir boyuta sahiptir.  hasta bakımında maksadın, hastayı temel ihtiyaçlarını karşılama hususunda bağımsız hâle getirmek olduğunu belirtmiş ve hastanın “inançları doğrultusunda ibadet etme”sini de temel ihtiyaçlar arasında saymıştım. Buna göre hastanın rûhî ihtiyaçlarının belirlenmesi ve giderilmesi, hasta bakımı/hemşirelik sürecinin önemli bir bölümünü oluşturur.
Hemşireler, hastalara mânevî destek sağlamak istiyorlarsa, huzurlu bir çevrenin yanısıra, onların dua etmelerine, dinî kitap okumalarına da imkân sağlamalıdırlar. Ancak yapılan araştırmalar, hemşirelerin mânevî ihtiyaçları karşılamada yetersiz olduklarını göstermektedir.Dahası, mânevî bakım birçok hemşireyi korkutmaktadır. Benzer şekilde  hemşirelerin, hastalarının mânevî ihtiyaçlarının yeterince farkında olmadığını belirlerken,  hemşirelerin eğitim sürecinde, hastaların mânevî ihtiyaçlarıyla ilgili yeterince bilgilendirilmediklerini, hemşirelik bakım plânını oluşturmada mânevî bakımla ilgili donanımın yetersiz olduğunu vurgulamıştır.  hemşirelerin, hastalarının Allah’la olan münasebetlerini özel bir konu olarak gördüklerinden, mânevî ihtiyaçlarını karşılamalarına yardım etmede kararsız kaldıklarını iddia etmiştir. Bu sebeple hemşirelerin, mânevî ihtiyaçları tanımaları ve değerlendirebilmeleri için kendilerinin eğitime ihtiyacı vardır.
sakaleyn arapoğlu makamımı kullanarak şunu söylüyorum mânevî sağlığın fizikî sağlığa da tesir ettiğine inandıkları ortaya çıkmıştım. Fakat bu hemşirelerin içinde, hastaların dinî vecibelerini yerine getirebilmesi için yardımcı olunması gerektiğini ifade edenlerin oranı ise sadece % 42′dir.
Dua, tedavide tesirli mi?
Duanın iyileşme sürecindeki tesiri, bilim dünyasının en çok tartışılan konularından biridir. Birçok bilim adamı duanın ilmî olarak araştırılamayacağını ileri sürerken, birçok dinî otorite ise, Allah’ın gücünün sorgulanamayacağını söylemektedir. Ancak tartışmalara rağmen bu konudaki araştırmalar devam etmektedir. Yalnızca ABD’de federal hükümet, dua araştırmalarına milyon dolarlık fon ayırmıştır. Amerika’da yapılan bir araştırmada, deneklerin % 73′ü, ferdî dua etmenin başkalarının hastalıklarının iyileşmesine yardımcı olduğuna inandıklarını söylemiştir. BAKIN DİKKATİNİZİ ÇEKERİM ABD GİBİ DİNİ İNANCI BİZE UZAK DÜŞEN BİR DEVLET DİYORKİ DUA VE İBADET TEDAVİ EDEN EN BÜYÜK ETKENDİR. EY İNSAN AKLINI BAŞINA AL. KENDİNE GEL BENİM YAZILARIM İLE YÖN VER ,ALDIĞIN BİLGİLERİ UYGULA DİYORUM.
BEN ayrı ayrı yaptığım çalışmalar ile duanın bedenî rahatsızlıklara müspet tesirleri olduğunu göstermiştim. Yine araştırmalar, inanç ve dinî faaliyetlerin, hastalıkların önlenmesi ve tedavi edilmesinde, ağrı, kaygı, endişe ve depresyonun azaltılmasında, hayat kalitesinin geliştirilmesinde ve hayatta karşılaştığımız problemlerle başa çıkmada yararlı olduğunu göstermiştir. İNANÇLI BİR İNSAN OLARAK TIBBA KARŞI DEĞİLİM FAKAT DİYORUM Kİ DİN ADAMLARI İLE TIP ADAMLARI EL ELE VERSELER PSİKOLOJİ HASTALIĞI ORTADAN KALKAR. ALLAH RIZASI İÇİN BEN BU OLAYA TALİBİM.
Dinî vecibelerden biri olan duanın kalb, mide ve bağırsakla ilgili hastalıklarda iyileşmeye vesile olabileceği ortaya konmuştur. Dua, zihnî sükûnetin sağlanmasında ve hastalık acılarının azaltılmasında tesirli olabilmektedir. Özellikle İslâmî muhtevaya sahip duaların modern fizikçiler tarafından tavsiye edilmesi dikkat çekicidir. ÇOK KEZ DENEDİM VE BAŞARILI OLDUM UZAKTAN DAHİ TELEFON İLE DUA ETTİM VÜCUDDAKİ BÜTÜN AĞRILARI ALMAYA ŞAHİDİM VE ŞAHİT OLAN TEDAVİ ETTİĞİM İNSANLAR VAR ADRES VE TELEFONLARINI VEREBİLİRİM.
ABD’de yayımlanan ünlü haber dergisi Newsweek bir sayısında, “Allah ve sağlık: Din iyi bir ilâç mı? Bilim neden inanmaya başlıyor?” başlığı altında dinin hastalıkları iyileştirici tesirini kapak konusu yapmıştır. Allah inancının insanın moralini yükseltip hastalıktan daha kolay kurtulmasını sağladığına temas edilen makalede, bilimin de inançlı insanların hastalıklarını daha kolay ve çabuk atlattığına inanmaya başladığı belirtilmiştir. Newsweek’in anketine göre, insanların % 72′si dua ederek hastalıktan daha çabuk kurtulduklarına, duanın iyileşmeyi kolaylaştırdığına inanmaktadır.
Tedavide başkasının duası
Kişinin kendisine yaptığı dua fayda verebileceği gibi, başkasına yapacağı dua da faydalı olabilir. Şefaat duası adı verilen ve başkası tarafından yapılan duanın San Francisco General Hospital’da Koroner Kalb Bakım Ünitesi’ndeki  kalb hastasına nasıl bir tesirde bulunduğu Dr. Byrd tarafından araştırılmıştır. Hastanenin dışında bulunan duacılar, hasta taburcu oluncaya kadar duaya devam etmişlerdir. Dua edilen grubun diğer gruba göre daha az kalb tıkanıklığı gösterdiği, daha az antibiyotik tedavisine ve idrar söktürücüye ihtiyaç duyduğu, daha az zatürreye yakalandığı ve daha az oksijene ihtiyaç duyduğu ortaya konmuştur.
Seul’de (Kore) bir hastanede aşı ile dölleme tedavisi gören kadın üzerinde bir çalışma yapılmıştır. Kadınların yarısına Kanada ve Avustralya’da bulunan Hristiyan dua grupları tarafından dua edilmesi sağlanmıştır. Bu araştırmadan ne kadınların ne de onlara tıbbî destek veren personelin haberi olmadığı gibi hastalara kendileri için dua edildiği de haber verilmemiştir. Neticede dua edilen grupta daha yüksek oranda gebelik gelişmiştir.
Duke Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya anjiyo operasyonu geçiren kalb hastaları katılmış, bunların bir kısmı için gıyaplarında dua edilmiştir. Komplikasyon oranları, dışarıdan dua edilmiş hastalarda, kendilerine dua edilmemiş hastalara göre daha az; hastaneden çıktıktan sonraki altı ay içinde ölüm nispeti de daha düşük çıkmıştır. AIDS hastalarında da kendilerine uzaktan gıyabi dua edilen grupta, ölüm daha az görülmüştür.
Akıl hastalıklarının tedavisinde dua
Dinî ve mânevî çöküntülerin önüne geçilmesinin, ruhî rahatsızlıkların tedavi sürecini hızlandıracağı ve olumlu tesirde bulunacağı yönünde araştırmalar vardır. Bunlardan biri, David ve Susan Larson’un  Los Angeles’de 400 hasta üzerinde yaptığı araştırmadır. Buna göre, % 60′ı dua olmak üzere dinî hayatın güçlendirilmesiyle, obsesif-kompulsif (takıntı-saplantı), aşırı hassasiyet, fobik anksiyete (korkuya dayalı endişe), paranoyak düşünceler, psikotik durumlar ve genel hastalık belirtilerinin azaldığı tespit edilmiştir.
Carson ve Huss’un dua ve şizofreni arasındaki münasebeti belirlemek için yaptıkları çalışma, duanın tesirlerini görmek bakımından mânâlıdır. Onlar, kronik şizofren hastaya birer yardımcı vererek iki gruba ayırdı. Grubun biri bakıcılarıyla beraber dua etmeye ve mukaddes kitaplardan okumalar yapmaya gönüllü olurken, diğer grup duasız bir tedavi aldı. On hafta sonrasında dua eden ve edilen grupta duygularını belli etme kabiliyetinde artma, hayatlarındaki değişimler hakkında daha pozitif bir bakış açısı ve bedenî şikâyetlerinde azalmalar gözlendi. Benzer bir çalışmada şizofrenik halüsinasyonlarla başa çıkma ile dinî faaliyetler arasındaki münasebet incelenmiş; dua eden, dinî kitaplardan bölümler okuyan ve dinleyen Suudi hastaların, diğer başa çıkma metodu kullanan İngiliz hastalardan daha mantıklı bir tutum içinde oldukları tespit edilmiştir.
Duanın ruh sağlığına olumlu katkıda bulunması, duanın samimiyet derecesine de bağlıdır. Duanın, kabul edilme şartlarından birisi olan samimiyetle ve Allah’a yakın olmakla alâkalı olduğunu gösteren önemli bir çalışmada, Allah’a bağlılığı zayıf olan kişilerin sık dua etmesi psikopatolojik belirtileri azaltmazken Allah’a sevgiyle bağlı olan kişilerde sık dua etmenin psikopatolojik belirtileri azalttığı tespit edilmiştir. Bu araştırmalar, Allah’a içtenlikle bağlanan, samimi olarak dua ve ibadet yapan insanların, bedenen ve ruhen daha sağlıklı olduğunu göstermektedir. Daha sık dua edenlerin akıl ve ruh sağlığının daha iyi olduğu başka araştırmalarda da ortaya konmuştur.
Mânevîyatın, ağır ruhî bozukluklarla muzdarip birçok insanın hayatında önemli yeri olduğu, fakat buna rağmen birçok klinisyenin hastalarının dinî durumlarını ihmal ettikleri tespit edilmiştir. İsviçre ve Quebec’te poliklinik ve  klinisyenle din ve mânevîyat üzerine bir değerlendirme yapılmış; hastaların çoğunluğu, dinin, hayatlarında önemli bir yer tuttuğunu belirtmiştir. Klinisyenlerin çoğunun ise, hastalarının dinî yönünden haberdar olmadığı, hattâ hastalar mânevî konularla rahatladıklarını ifade etseler bile ilgilenmedikleri ortaya çıkmıştır. BAZI MÜSLÜMAN KESİME GÖRE KAFAMIZ SIKIŞINCA HASTANE KÖŞELERİNDEMİ DUA EDECEZ HALİMİZ KÖTÜ OLUNCA ALLAHA DUA ETMEK BİRAZ ABES DİYE SÖYLENİM YAPIYORLAR; SAKIN ALLAHTAN ÜMİT KESMEK BİR MUNAFIKLIKTIR. İNSAN NE OLURSA OLSUN NE GÜNAH İŞLERSE İŞLESİN VEYA HANGİ DERDE DÜŞERSE DÜŞSÜN SONUÇTA KULDUR.ACİZİYETİNİ ANLAMAK İÇİN RABBİM DERT VERMİŞ OLABİLİR DERDİ VEREN ÇARESİNİDE İYİ BİLİR.
Kronik ve cerrahî hastalıkların tedavisinde dua
Yüksek tansiyon: Geleneksel veya mânevî inanç ve faaliyetlerin hipertansiyonla münasebeti, klinik deneylerle tespit edilmeye çalışılmıştır. Duanın kan basıncının normalleşmesini sağladığına ve ağrıyı azalttığına dâir çalışmaların olduğu ifade edilmektedir.Meselâ, Brown’ın araştırması, duanın hipertansiyon tedavisindeki olumlu katkısına dikkat çekmektedir. Benzer şekilde dua ile kas geriliminin de azaldığı tespit edilmiştir.
Kanser hastaları: Kanser hastalarının iyileşmesinde önemli bir unsur olarak görülen moral ve motivasyon, hastanın inancı ve dindar çevresi tarafından sağlanabilir. Buna göre, iyimser duygulara sahip olan hasta, depresyondan ve stresten uzak duracak, böylece hastalığın iyileşme hızı da artacaktır. Son dönemde,  AIDS ve kanser hastası ile yapılan bir araştırmada mânevî ihtiyaçlarının farkında olan ve dinî vecibelerini düzenli olarak yerine getirenlerde, daha az depresyon belirtisi görülmüştür. Bir başka araştırmada da dua edenlerde kanserin tesirlerinin azalabileceği gözlenmiştir.
Ameliyat sonu iyileşme: Dindarların cerrahî müdahalelerden sonra iyileşme nispeti, dindar olmayanlara göre daha fazladır. Kalbinden cerrahî operasyon geçiren yaşlı erkek hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada, dinî vazifelerini düzenli yerine getirenlerde, getirmeyenlere göre ameliyat sonrası hastanede kalma süresinin % 20 daha az olduğu, başka bir çalışmada da, kalça kırığı operasyonu sonrası, ibadethaneye düzenli devam eden kadınların, etmeyenlere nispetle daha kısa sürede ayağa kalktıkları ve daha az depresyon yaşadıkları bulunmuştur.Ülkemizde karşılaştığım olay vearaştırmalarımda da, hastaların endişelerinin giderilmesi için hemşireden yardım istedikleri, buna göre hemşirelerin bakım verirken mânevî yönü dikkate almaları gerektiği vurgulanmıştır.
Kalb hastaları: Anjiyoplasti operasyonu boyunca kendileri için dua edilen hastaların daha az komplikasyon geçirdikleri, altı ay içinde ölüm nispetinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Kansas St. Luke’s Hastanesi’nde beş din adamınca, hastanede tedavi gören  kalb hastasının 66′sına dua edilmiş, kendileri için dua edilen hastaların dua edilmeyenlere nazaran % 11 nispetinde daha çabuk iyileştiği ve rahatsızlık belirtilerinin azaldığı gözlemlenmiştir. Hastalar kendilerine dua edildiğini bilmiyordu ve dua edenler de hastaları tanımıyordu ve hiç karşılaşmadılar. Bu netice, gıyabi duanın standart tıbbî bakım için tesirli bir yardımcı unsur olabileceğini düşündürmektedir.41 Yıl boyunca koroner bakım ünitesine başvuran 393 Yahudi-Hristiyan hastanın 192′sine gıyaben dua edildi, 201′ine ise edilmedi. Hastanede iken dua edilen grupta hastalığın seyri çok daha hafifti. Dua edilmeyen grupta ise, dua edilenlere göre daha sık solunum desteği, daha çok antibiyotik ve diüretik (idrar söktürücü) ilâç gerekli oldu. Bu veriler de, koroner bakım ünitesine başvuran hastalarda duanın iyileştirici rolünü ortaya koymaktadır. DEVLET BAŞKANLARIMIZA VE BÜYÜK YETKİLİLER UYUMAYIN DIŞ DÜNYA DEVLETLERİ DUA İLE AYAKTA BİZ İSLAMI YAŞAYAN DEVLET OLARAK ÇOK UZAK YERLERDEYİZ.
Engelli hastalar: Johnstone ve arkadaşlarının  bir araştırmasında engeli/sakatlığı olanlar için de, problemleriyle baş etmede dinî duygu ve mânevîyatın çok önemli bir faktör olduğu ortaya konmuştur. Neticede, rehabilitasyon profesyonelliği ile ilgili olarak dinî başa çıkma stratejilerinin geliştirilmesi, dinî konularla ilgili rehabilitasyon uzmanı yetiştirilmesi gibi pratik teklifler sıralanmıştır.
Migren: Mânevî telkin yapılan migren hastalarında diğerlerine göre iki aylık müdahale ve takip boyunca hem migren baş ağrısı, anksiyete ve depresyon sıklığının daha fazla azaldığı, hem de ağrıya toleransın daha fazla arttığı gösterilmiştir.
Netice
Tıp dünyasında yapılan objektif araştırmalar, duanın insan psikolojisi ve fizyolojisi üzerinde birtakım pozitif değişiklikler meydana getirdiğini göstermektedir. Ayrıca duanın hiçbir olumsuz yan tesiri de yoktur. Araştırmaların hiçbirinde dua edilen grup, edilmeyenlerden daha kötü netice göstermemiştir. Burada dikkat çekmek istediğimiz husus, hastalık, sağlık gibi insanların tamamen söz sahibi olamadığı ve çoğumuzun alın yazısı olarak tabir ettiği durumlarda dua edilmesinin, Yüce Allah’ın izniyle bazı müspet değişmelere vesile olabilmesidir. İmanın ve duanın hastaların üzerindeki olumlu tesiri ve tedavi sürecini hızlandırması doktorların da dikkatlerini çeken ve tavsiye ettikleri bir konudur.

Kadere derinden inanmakla birlikte – İslam’a inanan birisi için imanın şartlarından biri olduğu için aksi zaten düşünülemez -, kuru kuruya kaderciliğe oldum olası karşı olmuşumdur!

Kuru kuruya kadercilikten kastım tüm olaylara nasip – kısmet mantığıyla yaklaşma meselesidir. Toplumumuzda tembelliğe yatkınlığımızdan olsa gerek azımsanmayacak şekilde kabul görmekte.. Ben de sıkça hayırlısı ve nasip kelimelerini kullanıyor olsam da, tevekkül boyutunda olaya yaklaşılması gerektiği düşüncesindeyim. Yani elden geleni yaptıktan sonra, sonuca razı olmak: hayır da şer de mevladan.. ve anlık nice doğruyu yanlışa, birçok yanlışı da doğruya döndüren zaman.. Son sözü hep zaman söyler:

Kahretsin işten kovuldum! Haksızlık bu, intihar mı etsem; müdürü veya patronu mu öldürsem…!!!
1 ay sonra;
İyi ki kovulmuşum, yoksa bu harika işe giremezdim!

Tabii ki sonuç her zaman böyle olmaz, bazen anlık kötü olan şey zamanla da kötü kalmaya devam eder veya iyi, iyi kalmaya.. Lakin, kim bilebilir ki??? ve elinizden bir şey geliyorsa zaten yapıyor olmanız gerek, elden gelen bir şey yoksa Allah’tan hayırlısını istemek ve gerçek tevekkülün hafifliğinde nefes almaya devam etmek.. Huzurunuzu bozmaya gerek yok, kararsızlıktan ve stresten uzak yüce rabbimizin “.. vekil olarak Allah yeter!” sözünü hatırlayıp sabırla, ümitsizliğe kapılmadan dimdik sonsuzluğa yürümeye devam etmeli..

KADER TANITIMI;

“.. Seçemediklerimiz kader, seçme şansımız olan durumlar bizim seçimlerimizdir.. “
gibi bir ifade ele alalım.

Öyle veya böyle seçim şansımız olmasaydı, irademiz dışında gerçekleşecek davranışlara karşılık günah ve sevap kavramları havada kalmaz mıydı?
Mutlu insanların ortak özellikleri
Bu sabah nette sörf yaparken haber7.com da gözüme bir yazı takıldı. Psikolojik Danışman ve Psikoterapist bir hocamız tarafından yazılan Mutlu insanların ortak özellikleri ile ilgili bu yazıyı paylaşmak istedim.

Başarıya giden yollar birbirine benzediğine göre, mutluluğa giden yolların da birbirine benzemesi gayet doğal zaten.. Mesele, aslında bu yolların bizim karakterimize uygun olanları bulup özümseyebilmekte. Yoksa bazı temel kuralları aslında hepimiz biliyoruz zaten..

 madde sıralamış, bazılarına katılıp bazılarına katılmamak gayet doğal; ya da bu özelliklerin 1-2 tanesine özümseyerek sahip olmak bile mutluluğa giden yolda büyük bir yardımcı olacaktır.. Örneğin benim hayata temel bakışımda 1. ve 2. maddenin birleşimi bir felsefe mevcut ve oldum olası bunun bana rahatlık veren en önemli özelliklerim olduğunu düşünürüm:

Olanla yaşayıp (sonucuna artık etki edemeyeceğim şeylere çok takılmam), her işte bir hayır olduğu düşüncesiyle olumsuzluklara da olumlu yaklaşmaya çalışmak.. Tabii burada tembellik ve miskinliğe çıkabilecek ince bir çizgi de mevcut.

Ama buradaki bazı özellikler; doğuştan insanda olabileceği gibi, birçok özellik tecrübelerin irdelenmesi ile bilinçli bir şekilde içe sindirildiğinde gerçek anlamda faydalı oluyor.. Özellikle son paragrafta yazılanları da dikkate değer buluyorum. Bir süredir olaylara bakış açısının etkisi ile ilgili “Bir araba hikayesi” yazacağım, yaz rehavetinden elim gitmiyor bir türlü.. Ancak ben de şu kanıdayım ki; psikolojik huzurda ana nokta olaylara nasıl baktığınız ve gördüğünüz olup, diğer her şey teferruat kalıyor..

Neyse yazının büyük bir bölümü şu şekilde:

 

İlk bakışta garip gelebilir ama; mutlu/huzurlu insanların bazı ortak kişilik özelliklerine sahip olduğunu gözlemliyorum. Dile kolay! Yıllardır insanların sorunlarıyla birebir ilgileniyorum. Psikolojik danışmanlık mesleğimin dışında televizyon ve radyodan gelen, cevaplandırdığım soru sayısı 90.000’i aştı. Mutlu-mutsuz pek çok insanla muhatap oldum. Dolayısıyla insan davranışları ve bunların sebepleri hakkında tecrübeye dayalı öngörüye sahip oluyorum. Aklımda kalanları da buradan yazıyorum ki hayatınızın bir yerlerinde, bazı işlerinizi kolaylaştırmaya yarasın diye.
Günümüz insanı kendisini tanımlarken bazı yardımcı kaynakları referans olarak alıyor. Burcunu, memleketini, büyüdüğü toprakları, aile geleneklerini…vb.gibi. “İkizler burcuyum, ruh halim sık sık değişir.” diyor… veya “Karadenizliyim ben. Asabiyim ama neşeliyimdir de.”
Bana göre bunların tamamının yanında, kişinin doğuştan getirdiği, fıtratında yer alan, gelenek/görenek üstü, memleketle veya alışkanlıklarla açıklanamayan bazı kişilik özellikleri var.
Çünkü aynı anne babadan dünyaya gelen, aynı ortamda büyüyen kardeşlerden birisi hayat dolu cıvıl cıvılken, diğeri Karadeniz’de gemilerini batırmış formatta yaşayabiliyor.
Gerçi psikolojide aynı anne-babadan gelsek bile, doğum sırasının dahi kişilik yapısı üzerine ciddi etkisi olduğunu savunan teoriler var. Katılıyorum da bu teoriye. Ama yine de diyorum ki 100.000lik tecrübemle, bu işte başka bir iş var!
İşte o “başka iş”in sırları… mutlu olduğuna inandığım, hayatın zorluklarıyla kolaylıkla baş eden, üzüntülere saplanıp kalmak yerine yoluna devam etmeyi tercih eden güçlü karakterlerin ortak davranış özellikleri:
1) Başlarına gelen olumsuz durumlarda kendini veya başkalarını suçlamıyor. Doğal bir refleksle her işte bir hayır olduğunu düşünüp, durumu nasıl çözebileceğine odaklanıyor.
2) Kendinden, hayattan ve başka insanlardan fazla bir şey beklemiyor. Olanı görmeyi, olanla yaşamayı yeterli buluyor.
3) Öfkeli, kızgın ve stresli olduğunda önemli kararlar vermiyor. Hayatı için vereceği ciddi kararları, sakin ve rahat düşünebileceği zamanlarda alıyor.
4) Bu madde çok ilginç gelebilir size ama! Geç yatmak-geç kalkmak yerine, erken yatıp erken kalkmayı tercih ediyor (aynen ben…! Hiç sevmem geç yatmaktan ve geç kalkmaktan J ilkokul şarkılarımızda olduğu gibi yaşıyorum ben “erken yatarım/erken kalkarım/çiğ yumurtayı sütle çarparım)
5) Sıkıntılı olduğunu fark ettiğinde zihnini rahatlatacak başka şeylere odaklanıyor. Cama çıkıp derin nefes çekmek, banyoya gidip yüzlerini yıkamak, sevdikleri bir müziği dinleyip rahatlamak, sevdikleri birin telefonla arayıp iyi hissetmek, mutfağa girip kek çarpmak, dağılmış çamaşır çekmecesine yeni düzen vermek, dışarı çıkıp kısa bir yürüyüş yapmak, vb. gibi… Böylece moralini bozan durumdan uzaklaşıp, daha rahatlatıcı faaliyetlere odaklanarak kendini gevşetiyor.
6) Yine ilginç bir madde geliyor! Çoookkk fena halde çocuk seviyor!Ya kendi çocuklarını veya yakın çevrelerindeki çocukları çok seviyor. Onlarla oynayıp eğleniyor, sohbet ederek mutlu hayal dünyalarında yolculuk yapıyor! Böylelikle tazelenip, yorularak huzur bulmanın keyfini çıkarıyor. (Bu madde tipik ben! Hatta biz! Yani benim ailem!)
7) Aksi ispatlanmadıkça -ciddi zarar veren kişilerle karşılaşmadıkça- insanlara güveniyor. Bir insanın yaptığı hatayı, insanoğlunun tamamına mal etmiyor. Herkes için yeni bir sayfa açabiliyor. (Örneğin sevdiği erkek terk etti diye erkeklerin tümünden nefret etmiyor. Veya falanca şehirli ortağı aldattı diye o memleketin insanlarının tamamına hain muamelesi yapmıyor.)
8) İnsanları olduğu gibi kabul edebiliyor. Herkesi kendilerine göre değiştirmeye çalışmıyor.
9) Ortalama kendilerini tanıdıkları için, zaman içinde kendilerine sorun çıkaracağını bildikleri durumların içine girmiyor.
10) Fiziksel ve ruhsal olarak kendisine zaman ayırıyor. Dinleniyor, dinginleşiyor. Arkasından atlı kovalıyormuş gibi yaşamıyor.
11) Kendine iyi gelecek, ruhsal olarak rahatlatacak alternatif işler yapıyor.
12) Arada sırada hayatında değişiklik yapıyor. Sabah iş, akşam ev veya dön dön aynı hayat sisteminin dışına çıkmaya gayret ediyor.
13) Yaşadığı anın değerini biliyor. Sıkıntı veya stres olsa bile, nasılsa geçeceğini düşünerek, zorlandığı konuları uzatmıyor.
14) Evine, ailesine, sevdiklerine zaman ayırıyor.
15) Günlük işlerini, zamanında yapmayı tercih ediyor. Böylece iş biriktirip kendini bunaltacak durumların içine düşmüyor.
16) Kendine, motive edecek, iyi hissettirecek güzel sözler söylemeyi ihmal etmiyor.
17) Sabah uyandığında aynada kendisine gülerek bakmayı unutmuyor.
18) Herhangi bir işle ilgili olarak kendini beceriksiz veya kötü hissettiğinde, aynı konuyla alakalı olarak geçmiş başarılarını referans olarak hatırlıyor. Böylece “yokk yaa o kadar da kötü değilim, abartıp kendimi üzmeye gerek yok” mesajını hissediyor.
19) Korktuğu konulardan kaçmak yerine, üzerine giderek çözmeyi tercih ediyor.
20) Doğru yerlerde “hayır” demeyi biliyor.
21) “Beni kimse anlamıyor” duygusuna hiç kapılmıyor! Çünkü ne yapıp edip kendini karşı tarafa anlatmanın bir yolunu buluyor! Yani hiç mi hiç vazgeçmiyor!
22) Psikolojide “Kimi cezalandırdığımız önemlidir” diye bir prensip var. Bu insanlar, başkalarının yaptıkları olumsuz davranışlar nedeniyle kendini cezalandırmıyor. Yani eşine kızıp sofraya oturmayan kişi, midesini açlığa terk ettiği için aslında eşini değil kendini cezalandırır. Öyleyse aç kalmak doğru bir ceza yöntemi değildir. Daha akılcı ve çözüme yönelik cezalar uyguluyor mutlu insanlar. (İyi de nasıl yöntemler diye merak ederseniz, sorun yaşadığınız durumlar için gelin. Ben size güzel ve çözüm odaklı yaklaşımlar öğretirim merak etmeyin.)
23) Alıngan ve kırılgan değil.
24) Küsme huyu yok. Ne yapıp edip sorunlarını aşmanın yolunu buluyor.
Mutlu olmak hiç de zor değil bana sorarsanız. “Problem” dediğimiz şey, yaşadıklarımıza yaptığımız yorumdur. Demek oluyor ki, problem sandığımız durum gerçek sorunumuz olmayıp, onu sıkıntılı hale getiren, bizim o anki duruma verdiğimiz tepkidir. Kalem yere düştüğünde, dünyanın sonu gelmiş gibi yorumlarsam, kalemin yere düşmesi dünyanın en büyük problemi olur benim için. Ama “neyse canım sorun değil, eğilir alırım.” diyerek yorum yaparsam, kalemin yere düşmesi sadece kalemin elimden yere düşmesi olarak kalır. Ve ortada sorun diye bir şey de olmaz.

Tevekkül

Bizim inancımızdaki (İslam) “Tevekkül” kavramı yaşama dair müthiş bir kavramdır. İnsanın huzurlu bir yaşama, açılan kapısıdır diye iddialı bir cümle kurabilirim hatta.

Tevekkül, kelimesini; “Elinden geleni yapıp, gerisini Allah’a havale etmek” olarak tanımlayabiliriz.
Millet olarak genelde tanımın 2. parçasının altını çizip, 1. parçası yokmuş gibi algılamaya daha meyilliyiz. İşimize öyle geliyor Fazla uzatmadan, açacak olursak;

Kişi herhangi bir konuda elinden gelen tüm çabayı gösterir, ve sonuca çok aşırı odaklanmadan işin hayırlı bir sonucu olması için dua eder. İyi ve kötü kavramlarından ziyade hayırlı kavramını daha çok severim ve kullanmaya çalışırım. Çünkü, bir şeyin iyi mi kötü mü olduğu anlık bir algıdır; ancak zamandır esas iyi veya kötüyü gösterecek olan..
Bunun örnekleri hayatımızda çoktur, düşününce herkes bulur kendi namına bir şeyler.. “Bu çok kötü oldu!” deyip sonra yalancı çıktığımız..

Ayette dediği gibi : “..sizin hayır gördüklerinizde şer, şer gördüklerinizde hayır vardır…”

Burada kritik nokta, sizin çabanızın sonrasındaki teslimiyettir. Çaba göstermeden sonucu Allah’tan beklemek çok kuru bir kadercilik olur. Sonuçta; Allah’ın izni doğrultusunda her şey mümkün olmakla birlikte, Kuran-ı Kerim’de de açıkça belirtildiği üzere evren belli kanunlar ve kurallar bütününde yaratılmıştır.

Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler!

Stresle başa çıkmak

Stresle başa çıkmak için birçok konuda olduğu gibi, hiç bulaşmamak en iyi çözümdür. Sigara gibi; başlarsan bırakmak çok zordur (tecrübeyle sabit , bir gün olacak inşallah), başlamayanlarsa sigarayı bırakmak zorunda olmayanlardır. Burada diyebilirsiniz ki, “onların da kaçırdığı şeyler var ” o duruma yorum yapmam; bir tarafım size de katılır açıkçası.. Ama ya içenler olarak bizim kaçırdıklarımız ???? Neyse bir gün sırf sigaraya dair bir yazı yazarım inşallah…

Dini inançlar, bir çok psikolojik sorunda olduğu gibi burada da en etkili çözümdür bence.. Bizim inancımızdaki (İslam) “Tevekkül” kavramı müthiş bir kavramdır. İnsanın huzurlu bir yaşama, açılan kapısıdır diye iddialı bir cümle kurabilirim hatta. İnsanımızın maalesef birçok alandaki temel yaşam felsefesi işi idare etmek veya dostlar alışverişte görsün olduğundandır herhalde, büyüklerimizin (aile, öğretmen, abi, amca, dayı, vb.) bu kavramı bizlere yeterince kavratmadığına inanıyorum.

Tevekkül, kelimesini; “Elinden geleni yapıp, gerisini Allah’a havale etmek” olarak tanımlayabiliriz.
Millet olarak genelde tanımın 2. parçasının altını çizip, 1. parçası yokmuş gibi algılamaya daha meyilliyiz. İşimize öyle geliyor Fazla uzatmadan, açacak olursak;

Kişi herhangi bir konuda elinden gelen tüm çabayı gösterir, ve sonuca çok aşırı odaklanmadan işin hayırlı bir sonucu olması için dua eder. İyi ve kötü kavramlarından ziyade hayırlı kavramını daha çok severim ve kullanmaya çalışırım. Çünkü, bir şeyin iyi mi kötü mü olduğu anlık bir algıdır; ancak zamandır esas iyi veya kötüyü gösterecek olan..
Bunun örnekleri hayatımızda çoktur, düşününce herkes bulur kendi namına bir şeyler.. Örneğin; lise sondasınız, bir matematik sınavından 20 aldınız, ne de olsa sınava hazırlanıyorsunuz; kim takar dersi! Bu genel olarak iyi bir şey değildir; ancak başlı başına kötüdür diyemeyiz: Hikayeyi şöyle devam ettirdiğimizde …..2. sınava çok çalıştınız ve 90 aldınız. Ve üniversite sınavında da 2. sınava çalıştığınız konulardan 3 soru geldi, hepsi full Bu durumda da 20 kötüdür diyebilir miyiz? “Öyle şey olur mu, kolay mı ?” gibi şeyler söylemeyin, bu sadece bir örnek..

Bir ayette dediği gibi :”..sizin hayır gördüklerinizde şer, şer gördüklerinizde hayır vardır…”

 

Bazı olasılıklar

Biz elimizden geleni yapıyorsak, zaten daha ötesini yapamıyoruz demektir! O yüzden kasılmaya da gerek yok. Zaten bir şeyler olacaktır.
Pek bir çabamız yoksa yine kasmaya gerek yok, çünkü o iş bizim için gerçekten önemli olsa o kadar boşlamazdık.
Yok çabalıyorsak ve olmuyorsa da “vardır bir hayır” diyebilmeliyiz..

Stres nedir

Stres nedire cevap aramadan önce belirtmem gerekir ki Stres, kelimesini yazmak bile strese sokuyor insanı , kendisi nelere sokmaz ki!

Stress, ingilizcede genel olarak baskı, basınç, gerilim anlamları taşıyor. Buradan yola çıktığımızda bu terimlerin insan (diğer canlıların da strese girdiği aşikar tabii ki) üzerinde oluşması ve sonuçlanması olarak basitçe cevaplayabiliriz herhalde “Stres nedir?” sorusunu.. Psikolojik olguları, genel çerçevede tanımlayıp; kişinin bu ölçüde kendi payına çıkarımda bulunması taraftarıyım. Ama bir de işin bilimsel boyutuna bakalım;

G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi Cilt 21, Sayı 1 (2001) 91-109 da Stres Yönetimi (Stress Management ) başlıklı yazısında G.Ü.Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Sayın Nezahat GÜÇLÜ şöyle cevaplamış “Stres nedir?” sorusunu:

 

Stres sözcüğü, Latince “estrictia”dan gelmektedir. Stres, 17. Yüzyılda felaket, bela, musibet, dert, keder, elem gibi anlamlarda kullanılmıştır. 18 ve 19. Yüzyıllarda ise, kavramın anlamı değişmiş ve güç, baskı, zor gibi anlamlarda objelere, kişiye, organlara ve ruhsal yapıya yönelik olarak kullanılmıştır. Buna bağlı olarak da stres, nesne ve kişinin bu tür güçlerin etkisi ile biçiminin bozulmasına, çarpıtılmasına karşı bir direnç anlamında kullanılmaya başlamıştır.
Selye (1956), stres konusuyla ilgilenen öncü bilim adamlarındandır ve stresi, “vücuda yüklenilen herhangi bir özel olamayan isteme karşı, vücudun tepkisi” olarak tanımlamaktadır (Johnstone, 1989: 4).
Cüceloğlu’na göre, stres, “bireyin fizik ve sosyal çevredeki uyumsuz koşullar nedeniyle, bedensel ve psikolojik sınırlarının ötesinde harcadığı gayrettir”
Selye, stresi, bireyi etkileyen çevresel uyarıcı olarak görmüştür. 1950 yılında yaptığı bir çalışmadan sonra stres terimini, organizmanın içindeki çevreye karşı aldığı bir durum olarak tanımlamıştır. Bu yaklaşımın sonunda Selye, stres ve stresör kavramlarını ön plana çıkarmış, bireyde bir dizi tepki yaratan çevresel uyarıcıyı stresör, bireyin bu tür uyarıcılara karşı gösterdiği tepkiye de stres demiştir. Sonuç olarak Selye, stresi “bireyin çeşitli çevresel stresörlere karşı gösterdiği genel bir tepki” olarak tanımlamıştır (Erdoğan, 1999). Selye, stresi, canlının içsel dengesinin o canlının içsel veya dışsal çevresi, ortamı tarafından zorlandığı bir durum olarak tanımlamıştır. Selye’ye göre stres, herhangi bir anda vücutta devam eden tüm farklı uyumların toplamıdır. Organların çalışması, kasların gerilmesi ve gevşemesi, salgılar vb. Stres, yaşam sonucu ortaya çıkan normal ve gerekli bir süreçtir (Dyce, 1973). BEN SİTRES KONUSUNDA BÜTÜN İLİM ADAMLARINDAN YAZILIMLAR PAYLAŞTIM FARKINDAYSANIZ BİR DE BENİM FİKRİMİ ALIN BAKALIM; STRES İNSANIN KENDİ MENFAATI İÇİN ALMASI GEREKLİ OLANLARI ALAMAYINCA BEYİN TARAFINDAN KENDİNE SORGU HALİDİR. NEDEN NEDEN NEDEN OLMADI SEYİR EDİNCE FORMÜL BULAMIYINCA FONKSİYONDAN ÇIKMA HALİNE DENİR.
Stres ve uyarıcı arasında çok ince bir fark vardır. Çünkü uyarıcı da organizmada bir tepkiye yol açan herhangi bir şeydir. Stres ve uyarıcı arasında bir derece farklılığı mevcuttur. Herhangi bir uyarıcının stres oluşturucu olabilmesi için, belli bir duyu organına yönelik önceden programlanmış olan rahatlık eşiğini aşıp, sistemin dengesini bozması gerekir. Sistem, bu stres tepkisi sayesinde tekrar dengeye dönmek için bir uyum süreci başlatır. Gerilim, stres durumunun sistem üzerindeki etkisidir. Gerilim nedeniyle sistem, stres durumunda olduğu bilgisini alır ve dengeye dönme sürecine girer. Zorlanma ise, dengeye dönme süreci içinde sistemin ödediği bedel ya da harcadığı enerjinin miktarıdır . stres halinde iken en büyük atma şekli olumlu yolu düşünmektir.
Stres, bireyler üzerinde etki yapan ve onların davranışlarını, başka insanlarla ilişkilerini etkileyen bir kavramdır. Stres, durup dururken ya da kendiliğinden oluşan bir durum değildir. Stresin oluşması için insanın içinde bulunduğu ya da hayatını sürdürdüğü ortam ve çevrede meydana gelen değişimlerin insanı etkilemesi gerekir. Ortamdaki değişmelerden her birey etkilenir ancak, bazı bireyler bu değişmelerden daha çok veya daha yavaş etkilenmektedirler.
Stresi, insanın yaşadığı ortamda meydana gelen bir değişimin veya insanın ortamı değiştirmesinin onun üzerinde etkiler bırakması ile ilgilidir. Etki altında kalan insanın kişilik özelliklerinin, bu etkilerin tesiri altında kalma derecesini etkilemesidir. Stresin oluşması için ortamdan etkilenen bireyin vücudundaki özel biyo-kimyasal değişmelerin oluşmasıyla bireyin vücut sisteminin harekete geçmesi gereklidir.    

Borderline Kişilik Bozukluğu

Duygularda, insan ilişkilerinde, davranışlarda dengesizlik ve aşırı kaybetme korkusu…

Nedir?

Borderline kişilik genelde çocuklukta yaşanılan önemli bir kayıp, anne-baba ile olan bağın dengesiz olması, travma, kötü muamele yada duygusal olarak yoksun kalmak gibi tecrübelere dayanmaktadır. Oldukça yaygın görülen bir hastalıktır, toplumun yüzde 2 yada 3 ünün sahip olduğu tahmin edilmektedir.

Eğer Borderline Kişilik Bozukluğunuz varsa, sürekli olarak terkedilme duygusunun yarattığı panik ile mücadele ediyorsunuz demektir. Genel olarak davranışlarınız değişken ve ani hareketlerden oluşur. Duygularınız sürekli değişir, insanlarla olan ilişkileriniz ise yoğun ve fırtınalıdır.

Büyük ihtimalle, değer verdiğiniz insanlara tutunmak için çılgınca bir çaba sarfederken bir yandan da kaybetme korkusundan kaçınmak için önemsizleştirmeye çalışırsınız. Yalnızlık duygularını uzaklaştırmak için çevrenizi insanlar ile doldurursunuz, hatta sevmediğiniz yada anlaşamadığınız insanları bile kabul edersiniz. İnsanlar ile olan ilişkilerinizde strese yol açan olaylar, örneğin maddi zorluklar, ilişkide yaşanan problemler vs genelde hastalığı daha da kötüleştirir.

Borderline kişiliğe sahip kişilerin kendine güven duyguları çok kırılgan olduğu için insanlar tarafından kabul edilmeye yada reddedilmeye karşı aşırı derecede hassastırlar. Eğer bu hastalığa sahipseniz, bir ilişkiniz olsa bile kendinizi dışlanmış ve yalnız hissedersiniz. Olası bir kayıp, ayrılık yada terkedilme ihtimali karşısında kendinizi tehdit altında hissederseniz ve genelde hiddet, aşırı öfke, aşağılama yada sözlü saldırılar ile tepki verirsiniz. Borderline kişiliğe sahip insanların duygularını kontrol etmekte zorlandıkları yaygın olarak bilinmektedir. Ayrıca bazı durumlarda yalnızlık ve terkedilmişlik duygularından kurtulmak için alkol, uyuşturucu, yeme bozuklukları, kendine zarar vermek yada intihara teşebbüs etmek gibi davranışlar görülebilir

Belirtiler

İdealleştirme ile aşağılama arasında sürekli değişen bir ilişki
Tehlikeli boyutlarda kendine güven eksikliği ve dengesizlik
Ruh halinde sürekli ve büyük değişimler.
Aşırı ve yoğun öfke
Kızgın ve saldırgan patlamalar
Ayrılıkta yada kayıp anında panik duygusu
Sürekli olarak kendini boş hissetme.
Tedavi

Kişilik hastalıklarının erken yaşlarda gelişiyor olması ve insanların kendilerini bu hastalık ile tanımlıyor olması tedavinin çözümünü zorlaştırmaktadır. Tedavinin başarılı olabilmesi için kişinin kökleşmiş davranış şekline, yaklaşımlarına, bakış açılarına, ilişki yapılarına ve kapasitelerine değinilmesi gerekir. Genelde kişilik problemleri psikoterapi ile çözümlenebilmesine rağmen, uzun zaman içinde yerleşmiş olan bu duygu, düşünce ve davranış alışkanlıklarını değiştirmek yoğun ve sürekli tekrarlanan bir tedavi ve öğrenme süreci gerektirir.

Örneğin, uzun vadeli psikoterapi Borderline kişiliği olanlar için oldukça etkili olabilir. Fakat ilişkilerde yaşadıkları problemleri düşünürsek, terapi sürecinin oldukça değişken olduğunu ve sabit bir iyileşme eğrisi çizmediklerini belirtmek gerekir. Terapi sırasında devamlı değişen duygulara, aşırı ilgi ihtiyacına ve sürekli tekrarlanan krizlere terapistin dayanması gerekir. Her şey yolunda gitse ve terapist her şeyi doğru yapsa bile, Borderline kişilik bir süre sonra terapiyi ve terapisti aşağılamaya başlayacak ve kızgınlıkla aniden tedaviyi sonlandıracaktır. Bir kaç ay sonra yeniden terapiye dönmesi ile aynı süreçler yeniden yaşanacak ve bu şartlar altında tedavi en azından 2-5 yıl arasında sürecektir.

Bazı zamanlar, özellikle kriz anlarında kişi intihar teşebüssünde bulunabilir. Bu durumda hastanın kısa bir süreliğine hastaneye yatırılması gerekebilir. Eğer kişinin hastalığı ilerlerse ve evde ihtiyacı olan bakım ve ortam sağlanamıyorsa, daha uzun süreli olarak hastanede kalması istenebilir.

Araştırmalar bazı kişilik sorunlarının kişide devam ettiğini ama bazılarının yok olduğunu göstermektedir. Görünüşe göre hayat tecrübeleri ile birlikte hasta karakterinin temel özelliklerini değiştirmeyi öğreniyor. Tedavi uygulandığı zaman ise hastalığın iyileşmesi hızlanıyor. Özellikle kişi tedaviye gönüllü olarak geliyorsa, iyileşmek için çaba sarfediyorsa ve problemlerinin sorumluluğunu üstleniyorsa hastalığın iyileşmesi daha hızlı oluyor. Ama diğer tarafta kişi sorunlarının başkalarından yada çevresinden kaynaklandığına inanıyorsa, sorumluluğunu üstlenmeyi reddediyorsa ve problemlerini çözemeyecek kadar güçsüz ve zayıf olduğunu iddia ediyorsa iyileşme süreci biraz daha uzun zaman alıyor. TIP DÜNYASINDA ADI KONAN BU HASTALIK ŞİKAYETİ İLE GELEN ÇOK İNSANLA KARŞILAŞTIM VE TEDAVİ ETTİM. DİKKATİNİZİ ÇEKERİM İLK ÖNCE BİLİMSEL OLARAK BÜTÜN KANITSALLARI VE GERÇEKLERİ YAZIYORUM. BORDER LİNE HASTASI OLAN KİŞİ MUHAKKAK GEÇMİŞİNDE YAŞAMIŞ OLDUĞU TEHLİKELİ VE HAZİN OLAYLAR SONUCU YAKALANMIŞ KORKU ESARETİ İLE ÇARESİZ HALE DÜŞMEKTİR. BU ÇARESİZLİKTEN KURTARMAK İÇİN ÇOK ÇABA GÖSTERİR VE DİBE VURUR. ELİNİ ATTIĞI BÜTÜN İŞLERDE GÜVENSİZLİK ORTAYA ÇIKTIĞI İÇİN TEDAVİSİ UZUN SÜRER. BİR DE ŞUNU SÖYLEYEYİM HASTALANAN KİŞİ KARŞILAŞTIĞI KÖTÜ OLAY SONUCUNDA KAFİR CİNLERİN BASKISI ALTINA GİRER. CİNLERİN HAFIZAYI KONTUROL ALTINA ALMASI İLE BU HASTALIK ÇOĞALMAYA BAŞLAMIŞTIR.TEDAVİ ETTİĞİM İNSANLARDAKİ BULDUĞUM BULGULAR;     1=BAYAN BİR ARKADAŞ 18 YAŞINDA EN GÜVENDİĞİ KİŞİ TARAFINDAN TECAVÜZ EDİLMİŞTİR. KENDİSİ AİLESİNE AKSETTİREMEDİĞİ İÇİN GİRDİĞİ BUNALIM ONU ÇIKMAZA SÜRÜKLEMİŞTİR. TECAVÜZ SONUCU VÜCUDA MANYETİK ALANI BOŞ BULARAK YERLEŞEN KAFİR CİN BU İNSANI CİNSİ SAPIK YAPMIŞTIR. DALDAN DALA KONARAK HAYAT YAŞAYIP İSYANLARLA HAYATINI MAHVEYLEMİŞTİR. ÇARESİ ÇOK KOLAY ÜZERİNDEKİ KAFİR CİNLER YAKILACAK, BU İNSAN MANEVİYATI YÜKSEK YERLERE GÖNDERİLİP( MESELA ; KABE GİBİ YER) TÖVBE ETTİRİLİP İSLAM AHLAKI İLE BİLGİLENDİRİLEREK TEDAVİ EDİLECEKTİR. HER YERDE KENDİSİNİ ALLAHIN GÖZLEDİĞİNİ AŞILIYARAK İBADET EHLİ YAPILACAKTIR.  GECE NAMAZI KILDIRILACAK VE ZİKİR ÇEKTİRİLECEK.                                                                                                                             2=22 YAŞINDA ERKEK BİR ARKADAŞIMIZ BORDER LİNE HASTALIĞINDAN ŞİKAYET EDEREK GELDİ. SORUNU ÇÖZDÜK;  ÇOCUKLUK YILLARINDA BİR ŞEREFSİZ TARAFINDAN SAPIKLIK YAPMASI CİNSEL TACİZİN VERMİŞ OLDUĞU KORKU BU CAN KESEĞİ ARKADAŞI HAYATA MAHKUM ETMİŞTİ. HEP İNTİKAM VE KORKULARLA HAYAT YAŞIYORDU. ŞİMDİ KENDİSİNE VERMİŞ OLDUĞUM HAYAT GÜVENCESİ İLE DİNİ BİLGİLERLE HAYATINI ÇOK GÜZEL YAŞIYOR. ALLAH AŞKININ VE DUALARIN ÇÖZMEYECEĞİ SORUN YOK YETERKİ DERDİNİ DİNLEDİĞİN İNSANA MELHEM OL GÖNÜL HUZURLULUĞU VER YETER.                                                                                                                3=ANNESİNİ BİR BAŞKA ERKEKLE YAKALAYAN VE BABASINA SÖYLEMEYEN BİR KARDEŞİMİZ VARDI. BAYANLARA HEP KİN DUYAR VE ÇOK DAĞINIK HALDE BİZE GELDİ. YAŞI GEÇMİŞ 35 DEMİŞTİ BU KORKU İLE  EVLENEMİYORDU, YA BENİDE ALDATIRSA KORKUSU İÇİNDE BÜYÜK BİR DAĞ İDİ. KENDİSİNE İLK ÖNCE DİNİ BİLGİ İLE HAYAT DENENMEDEN ÖĞRENİLMEZ HATALAR OLMADAN İNSAN PİŞMEZ MANTIĞI İLE CESARET VERDİM VE ÜZERİNDE 8 ADET KAFİR CİN VARDI. DÜŞÜNCELİ HALLERİNDE MANYETİK ALANINDAN İÇERİ GİRENLER ÇOK RAHATSIZLIK VERİYORDU.   4=FECİ BİR OLAY AKRABASI TARAFINDAN TACİZ EDİLİP TECAVÜZE UĞRAYAN BU SEVECEN İNSANA BAKARSAK; BİTMİŞTİ HEP ÖLMEYİ İSTİYORDU.ANASINA BABASINA KIYAMIYORDU BEN ÖLÜRSEN NE OLUR DİYE YAKINDI. ANLAMIŞTIM BEN ONU AKRABASINIDA SÖYLEYEMİYORDU  İÇİNDE BÜYÜYEN BU YORGUNLUK KENDİSİNİ GÜN GÜN BİTİRİYORDU. ÇOK DERTLEŞTİM ACI BİR VAKA İDİ BENDE ONLA BERABER BİTTİM. İÇİM ERİYORDU BU GÜLÜ KOPARAN ŞEREFSİZ HİÇMİ VİCDANI SIZLAMIYORDU. ÇAREYİ BERABERCE BULDUK BERABER NE KADAR EVLİYA VARSA DOLAŞTIK VE MAZİLERİNİ OKUTTURDUM HAYATLARI HEP ÇİLE. KENDİSİNE DEDİMKİ EVLİYA OLMUŞ DEVLET YOLUN ORTASINDAN KALDIRAMAMIŞ.BAK ÇEKMEDEN HAYAT YAŞANMIYOR SINAV BÜYÜK DEDİM.NAMAZA BAŞLADI DAHA SONRA EVLENİP BOŞANAN BİRİ İLE EVLENDİRDİK.BANA SORDU ONAY VERDİMVE ADAMI UZAKTAN SORUP SORUŞTURDUM ODA KADER KURBANI İDİ.ŞİMDİ MUTLULAR.DOSTLARIM SİZE EN BÜYÜK TAVSİYEM İNSANLARLA DERTLEŞMEK HER İŞİ ÇÖZER. EL UZATIN HAYATA BÖN BAKMAYIN KURTARILAN HER CAN DÜNYADAKİ BÜTÜN İNSANLARI KURTARMAK KADAR SEVAPTIR.                                                            5=SEVDİĞİNİ KAYBEDEN GARDAŞIM NE HALDEYDİN ŞİMDİ NE HALE GELDİ ONUN İÇİN YAŞAM BİTMİŞTİ. BU ŞEHİRDE YAŞARKEN NEFES ALAMIYORDU FAKAT SEVDİĞİNİN NAŞI BURDA OLDUĞU İÇİN GİDEMİYORDU.  MEZARLIK İKİNCİ ADRESİ OLMUŞTU EVE GİDİNCE DUVARLAR ÜZERİNE GELİYORDU. BANA GELDİĞİNDE GÖZLER KAN ÇANAĞI İDİ ANASI BABASI PERİŞAN.ÜZERİNDEN 17313 ADET KAFİR CİNLİ YAKTIM. DAHA SONRA HEP ZİKİRLE MEŞKUL ETTİM.BERABER ZİKİR YARIŞINA GİRDİK. BAKALIM KİM ÇOK FATİHAYI OKUYACAKTI. DAHA SONRA OKUDUĞUMUZ AYETLERİN MEALLERİNE DALDIK VE AÇIKLADIK. DERKEN NOKTAYI VURDUK****İNNA LİLLAHİ VE İNNA İLEYHİ RACİUN** TAKILDIK BİR AY TERCEME VE AÇIKLAMA İLE UĞRAŞTIK. ŞİMDİ KARDEŞİMİZ 118 ADET KİTAP BİTİRMEK ÜZERE. RABBİM SEN BENİ AFFEYLE. EŞİM BANA SEN DELİSİN NE UĞRAŞIYON BÖYLE İNSANLARLA DİYE HEP KIZIYORDU.SONUCA BAKINCA KİM KAZANIYOR ACABA.                   6=ANNESİ BABASI İLE EVLİ İKEN BİR KOCAYA KAÇMIŞTI MİNİK KARDEŞİMİZİN YAŞI 13 İDİ.YANINA GİTTİĞİMDA HAVA BUZ GİBYDİ EKSİ 28 DERECE HAVADA.BİR FIRININ BODRUMUNDA YATIYORDU.BABASI EVLENMİŞ ANALIK EVE KOYMUYORDU.ÇOCUĞUN ÜZERİNDE BİR KİLİM VARDI DONUYORDU.ALDIM EVE GÖTÜRDÜM SICAK BİR BANYO ÜSTÜNÜ BAŞINI DEĞİŞTİRDİK.ÇOCUK KORKUDAN CİNLENMİŞTİ BAS BAS BAĞIRIYOR VE AĞLIYORDU.DARALMALAR ÇOK FAZLA VE ÇEKİNGENLİK VARDI.ÜZERİNDEN 17 ADET KAFİR CİN YAKTIMVE TEDAVİ ETTİM.ÇOCUĞU EVLATLIK OLARAK HİMAYEME ALDIM.HAŞLIK VERİYORDUM EKSİĞİNİ GÖRÜYORDUM.KENDİNE GELDİ VE ÇOK AKILLANDI. BU OLAYA GAZİ ÜNÜVERSİTESİ ANA BİLİM DALI MİKROBİYOLOJİ UZMANI PRF. DR .NİHAL YÜCEL ŞAHİTTİR. RABBİM KENDİSİNDEN RAZI OLSUN KALBİ TEMİZ İNSAN BU ÇOCUĞA ÇOK YARDIM ETTİ.KENDİSİNİ ARAYABİLİRSİNİZ 05335269808. NİHAL HANIMDA ÇOK HAYIR SEVER VE CANI GÖNÜL BİR İNSANDIR.YARDIMLARI İÇİN SONSUZ MİNNETTARIM. İŞTE ARKADAŞLAR DÜŞKÜNLÜK İNSANI BOZUYOR.DİNLEYİN HEY BENİ DAĞLAR BEN SÖYLESEM İNANKİ HERKES HÖNGÜR HÖNGÜR AĞLAR. BU GARDAŞINIZ NELER ÇEKTİ NELER GELDİ BAŞINA TEK TUTUNACAK DALIM ALLAH BENİM KİMSEM YOK.HEP TERKEDİLDİM.ARKAMDA SADECE BENİM SEVDİĞİM ŞEKİLDE KİMSENİN SEVEMİYECEĞİ YÜCE RABBİM VAR.                                                     7=GELEN ARKADAŞ SEVDİĞİNDEN AYRILMIŞTI. İÇİ YANGILIYDI SEVDİĞİNİ BİR BAŞKASINA VERMİŞLER ONUN AÇMIŞ OLDUĞU PİSKOLOJİK YARA DERİNDİ AYRILAMAMIŞTI RUHEN SEVDİĞİNDEN.BİR DAHA KİMSE ONU ANLAYAMAZDI KİMSEYE MANYETİK ALANINI AÇAMAZ SANIYORDU. HER GÜN İSYANLARDA VE KOLUNA GÜNLÜK BİR YARA AÇIYORDU O YARANIN ACISI İLE GÖNÜL ACISINI UNUTURUM SANIYORDU. BU ARKADAŞA SIKINTIDAN DOLAYI 4 ADET FERİŞTAH MUSALLAT OLMUŞTU, KENDİNİ ÖLDÜR HİSSİ VERİYORDU AMA ÇOCUK ÖLÜNCE SEVDİĞİNDEN TAMAMEN KOPACAM DİYE YAPAMIYORDU. ÜZERİNDEKİ CİNLERİ YAKTIKTAN SONRA RUHUNA TİKSİNTİ YÜKLEDİM. NASILMI; BÖYLE SEVGİMİ OLUR BAK ŞİMDİ ONU ELLER SARIYOR SEN SEYREDİYON, SENİ SEVSE İDİ ASLA KOPMAZDI BAĞIRIR ÇAĞIRIRDI, GELEN ERKEĞE BENİM SEVGİLİM VAR DERDİ, O SENİ SATMIŞ, SANA İHANET ETMİŞ SEN İSE BU SEVGİDE KAZANANSIN UTANAN O OLSUN, GİT İNADINA GÜZEL BİR YUVA KUR VE ONA ÇALIM AT MUTLULUĞUNU GÖSTER O ZAMAN YIKILSIN DEDİM. ŞİMDİ EVLİ İKİ ÇOCUĞU VAR.YARAP BİR CAN DAHA KURTARDIM SEN RAHMETİNLE MUAMELE EYLE.                                                                                                       8=KARDEŞİMİZ MURAT BEY  GELDİĞİNDE BİTİK DURUMDA VE ÇOK ALKOL ALIYORDU; SEBEBİNİ SORDUM EVLENMEDEN ÖNCE BİRİNİ SEVMİŞ FAKAT VERMEMİŞLER KIZI ALIP DIŞARI KAÇIRMIŞLAR. BABASI ARKADAŞI EVLENDİRMİŞ FAKAT YİNEDE UNUTAMIYOR ONUN HAYALİ İLE DOLAŞIYORDU. BU KARDEŞİMİZE SEVGİLİSİ GIBALINDA KAFİR CİN YAKLAŞIYOR VE EŞİ İLE YATMAYA GİRİŞİMDE BULUNUNCA BOĞULUYORDU 7 AY EŞİ İLE İLİŞKİ KURAMIYORDU. ÜZERİNDEKİ CİNLERİ YAKTIM VE ZİKİR ÇEKTİRDİM. HALEN UNUTAMIYORUM DİYE NİDA EDİYORDU. HADİ GİDİYOZ BÜTÜN MASRAFLAR BENDEN SEVDİĞİNİ KAÇIRALIM DEDİM, YÜZÜME BAKA KALDI. SEN ÇOK SALAKSIN DEDİM VE ŞAŞIRDI. SEN İYİYDİN NİYE GİTTİ, GİDEN İNSAN BİR UMUTLA GİDER BİLİYORMUSUN UMUDU NEY, DÜNYA MALI, SALTANAT, MANTIKLI OLMAK VE PARA İÇİN SENİ DEĞİŞTİ SEN İSE ONA ÖMRÜNÜ VERİYON. O SENİN OLSADA BU SEVDALARI İÇİN SENİ YORAR BERABERKEN KAN YUTARSIN, BU SEVDALAR ÖLÜMLE SONUÇLANIR,BIRAK UZAKTA OLSUN SEVEREK KAL DEDİM. ŞİMDİ İSE BU KARDAŞIM BANA BABA DİYE HİTAP EDER.BABAM BANA BİR YARIMI ALAMADI SEN BANA BİR HAYAT VERDİN DİYE DUA EDİYOR. ALLAHIM SEN GÜÇ KUVVET VER.                                                 9=YANIMA GELEN ARKADAŞ YALANCI ŞAHİTLİK YAPARAK BİR İNSANIN FAZLA CEZA ALMASINI SAĞLAMIŞTI. DAHA SONRA VİCDAN AZABI KENDİNİ RAHAT BIRAKMIYORDU.AKRABASINA İYİLİK İÇİN YALAN SÖYLEDİ AMA ÖMRÜ BOYUNCA BİR İNSANIN HAKKINDA KALMIŞTI.DÜŞÜNE DÜŞÜNE BUHRANA GİRMİŞTİ. ÜZERİNA SALDIRAN KAFİR FERİŞTAHI YAKTIK VE SAVCILIĞA GİDİP İTİRAF ETMESİNİ İSTEDİM.GİTTİ VE HER ŞEY ŞİMDİ YOLUNDA. VİCDANINIZI KIBLE EDİN ALLAHIN HAK YOLUNDAN AYRILMAYIN KARDEŞLERİM.                                       10=BİR BORDER LİNE TEŞİSİ KONAN ARKADAŞIMIZ DAHA; KENDİSİNE KİM İYİLİK YAPARSA ONA HER ŞEYİNİ VERMEK İSTİYORDU. KİŞİ KENDİSİNE BİRAZ HOŞ DAVRANSA HEMEN ONUNLA CİNSEL İLİŞKİ KURUP KENDİNİ GÖSTERMEK İSTEYEN BİRİYDİ.CİNSEL İLİŞKİDEN SONRA KENDİSİNDEN TİKSİNİP KAÇAN VE UTANAN BİRİYDİ.KENDİSİNİ ŞEYTAN İLAN EDİYORDU ALLAHIN RAHMETİNDEN MAHRUM KALACAĞINI HİSSEDİYOR HEP AĞLIYORDU.KURTARDIK ALLAHIM SEN NELERE KADİRSİN.

Şizofreni ile ilgili yanlış bilgiler

  • Şizofrenler tehlikeli ve saldırgandır.

  • Şizofreninin tedavisi yoktur.

  • Şizofrenler çalışamazlar.

  • Şizofreni anne babanın hatalı tutumu nedeniyle ortaya çıkar.

  • Şizofrenler tembeldir.

  • Şizofrenlerin ne zaman ne yapacakları belli olmaz.

  • Şizofreni karakter zayıflığından ve iradesizlikten dolayı ortaya çıkar. ( Hastalar yeterince çaba gösterseydi bu durumun üstesinden gelebilirdi.)

  • Şizofrenlerin her söylediği şey saçma olacaktır.

  • Mahalledeki şizofrenler çocuklarımıza zarar verebilir.

  • Şizofrenler sanıldığından daha da tehlikelidir.

  • Şizofreninin sebebi fazla mastürbasyon yapmaktır.

  • Şizofrenlerin çocukları da şizofren olur.

  • Şizofreni ömür boyunca giden düşüncesizlik var.

    Şizofreni Nedir ?

    – Şizofreni epilepsi, Multipl Skleroz gibi bir beyin hastalığıdır.

    – Bütün kronik hastalıklar (Şeker hastalığı, astım, romatizma..) gibi alevlenme ve yatışma dönemleri gösterir.

    – Tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber zaman zaman alevlenme dönemleri olabilir, hastaların önemli bir kısmında hastalık tamamen ortadan kalkmayabilir. Bu durum da kişinin çalışmasını, çevresindekilerle iletişim kurmasını, bağımsız bir yaşam sürmesini çok güçleştirir.

    – Bu ciddi hastalık yeryüzündeki her yüz kişiden birini etkilemektedir. Dünyada 60 milyon, Türkiye’de de 600.000 şizofreni hastası yaşamaktadır.

    – Hastalık genellikle 15-25 yaş aralarında başlamakla beraber orta yaşlarda başlaması da mümkündür. Hastalık ne kadar erken başlarsa kişilik üzerindeki harabiyet o kadar fazla olmakta, normal bir yaşam sürme şansı azalmaktadır.Şizofreni Ne Değildir ?

    – Şizofreni kişilik bölünmesi demek değildir. Maalesef pek çok kişi şizofreni hastalarını bazı zamanlar normal yaşam sürdüren bazen de birden tehlikeli bir caniye dönüşen kişiler olarak hayal etmektedir. Bunun gerçekle alakası yoktur!

    – Şizofreni hastaları nadiren çevreye zarar verebilir.

    – Şizofreni kelimesi sıklıkla iki şekilde hatalı kullanılmaktadır: Ya bir konuda farklı ya da zıt duygular taşımak kastedilir (bir şeyi hem sevmek hem de nefret etmek gibi) ki bu insan doğasında bulunan bir özelliktir. Ya da değişik zamanlarda değişik davranmak anlamında kullanılır ki bu durum da hemen hepimizin doğasında bulunan bir özelliktir.

    – Şizofreni erken bunama değildir.

    – Aşı vb. yollarla korunması mümkün olan bir hastalık değildir.Şizofreni ana Nedenleri ?

    Son yirmi yılda yapılan araştırmalarda şizofreninin nedenleri hakkında önemli bulgular elde edilmiştir. Tüm hastalar için geçerli olan tek bir neden bulunmamakla beraber şizofrenin ortaya çıkmasında rol oynayan başlıca etkenleri üç başlık altında toplayabiliriz:

    1. Kalıtımsal nedenler

    2. Beyindeki yapısal değişikliklerin rolü

    3. Beyindeki kimyasal maddelerin rolü                                ŞİZOFRENİ, BELİRTİLERİ, TEDAVİSİ…

    Şizofreni zihinsel bir hastalıktır ve kişinin gerçeği anlama, duygularını kontrol edebilme, berrak düşünebilme, yargıda bulunabilme ve iletişim kurma yeteneklerini etkiler.Şizofreninin belirtileri genel olarak pozitif ve negatif olarak sınıflandırılmaktadır.                                              ŞİZOFRENİNİN   POZİTİF   BELİRTİLERİ:

    Hezeyanlar: Bir kişinin somut bir kanıt bulunmamasına karşın kararlı biçimde kendini ikna ettiği yanlış inançlardır. Hezeyanı olan kişi kendisine eziyet edildiğine, özel güç veya yeteneklere sahip olduğuna, düşünce ve davranışlarının dışsal bir gücün denetiminde bulunduğuna inanabilir.Halüsinasyonlar: Şizofrenide en yaygın halüsinasyon türü işitseldir; kişi hayali sesler duyduğunu zanneder. Kimi zaman şizofreni hastası bu seslerle uzun süre konuşur. Kimi zaman sesler hastaya hareketleri konusunda komutlar verir.Daha az rastlanan halüsinasyon türlerinde gerçekte olmayan ama hastaya bütünüyle gerçek gibi gelen görme, hissetme, tatma veya koku alma gibi olaylar olabilmektedir.Düşünce Bozukluğu: Düşünce bozukluğu olan kişi ne söylediği ve nasıl söylediği konusunda karmaşa yaşar. Kişinin konuşmasının izlenmesi, bir konudan ötekine atladığı ve mantık bağlantıları zayıf olduğu için zordur. Düşünce sürecinde kesintiler olabilir, yalnızca konuşan kişi için anlamlı bir hal alır.Davranış Bozukluğu: Kimi şizofreni hastaları toplumsal kuralları ihlal edecek davranışlar (örn.,kalabalık içinde soyunmak) gösterir. Çirkin hareketler, tuhaf yüz ifadeleri, amaçsız davranışlar gösterirler.Pozitif belirtilerin tanınması kolaydır, çünkü bunlar normalden belirgin olarak farklıdır. Ancak halüsinasyon veya hezeyan gibi pozitif belirtilerin varlığı kesin olarak kişinin şizofreni olduğu anlamına gelmez. Örneğin alkol veya uyuşturucu kullanan, ağır depresyon, mani geçiren, beynine darbe alan ya da kimi tıbbi hastalıklarda da kişiler benzer belirtiler gösterebilir. Pozitif belirtiler kişinin toplumsal işlevini engelleyeceği için hasta genellikle bir psikiyatri hastanesine kabul edilir. Antipsikotik ilaçlar pozitif belirtileri önlemekte veya yoğunluğunu azaltmakta, yeniden ortaya çıkma olasılığını düşürmektedir. Ancak kişi negatif belirtiler göstermeye devam edebilir. Stres dolu bir yaşam deneyi, ilaçların kesilmesi ya da dozajın azaltılması durumunda belirtiler yeniden ortaya çıkacaktır.ŞİZOFRENİNİN NEGATİF BELİRTİLERİ:Duygu İfadesinde Donukluk: Şizofreni hastaları genellikle duygusal açıdan kendilerini “donuk” hissederler ve çevrelerinde olup bitene tepkisiz kalırlar. Yüz ifadelerini, davranış veya ses tonlarını değiştirerek duygusal tepkilerini dışa vuramazlar.Motivasyon Kaybı: Şizofreni kişinin motivasyonunu azaltarak çalışma veya sosyal aktivitelere katılımını zorlaştırır. Hastalar çamaşır yıkama, yemek pişirme gibi gündelik işlerden uzaklaşır, uç durumlarda kişisel hijyeni sağlayamaz ve kendilerine bakamazlar.Toplumdan Geri Çekilme: Şizofreni hastaları insanlarla arkadaşlıklarını sürdürmekte zorlanırlar. İnsanlarla karşılıklı etkileşimleri kısa süreli ve yüzeyseldir. Bazı durumlarda kişi bütün toplumsal ilişkilerini keser.Düşünce Yoksulluğu: Kimi şizofreni hastalarında düşünme miktar ve içerik olarak azalır.Nadiren konuşur, sorulara kısa yanıtlar verir ve ayrıntı vermezler. Uç durumlarda kişinin konuşması “evet”, “hayır”, “bilmiyorum” gibi kısa cümlelerle sınırlanır. Negatif belirtiler çoğu zaman kişinin tembel olduğu ya da kasıtlı olarak kötü davranış göstererek başkalarını sıkmayı amaçladığı şeklinde yorumlanabilir ve hastalığın parçası olarak kavranmaz. Pozitif belirtilerin eşlik etmediği negatif belirtiler bir hekim tarafından daha önceki davranışlara göre yaşanan değişim açısından değerlendirilmelidir. Pozitif belirtilerin olmadığı negatif belirtiler genellikle gözden kaçacaktır, ama kişinin yardıma ihtiyacı devam etmektedir.ŞİZOFRENİ TEDAVİSİ

    İlaçların geliştirilmesi ve psikososyal müdahaleler şizofreni hastalarının durumunu köklü biçimde değiştirmiştir. Yeni antipsikotikler rahatsızlığın belirtilerinin kontrolüne yardımcı olmakta ve daha az yan etkiye neden olmaktadır. Eğitim ve diğer psikososyal müdahaleler hastalar ve ailelerine sorunla daha etkin biçimde uğraşmayı öğretmekte, toplumsal ve mesleki işlevsizliği azaltmakta, şizofreni hastalarının topluma yeniden kazanılmasına yardımcı olmaktadır. Daha güvenli ve etkin tedavi yollarının araştırılması da sürdürülmektedir. Ek olarak (gelişmiş ülkelerin tersine) gelişmekte olan ülkelerde süregiden daha iyi öngörü araştırmaları şizofreni hastalarına her yerde uygulanabilecek stratejiler üretmektedir.

    Şizofreni tedavisinin üç ana bileşeni vardır:

    – Belirtileri iyileştirmeye ve yeniden hastalanmayı önlemeye yarayan ilaçlar ile tedavi.

    – Hastalara ve ailelere sorunlarını çözmeleri, stresi aşmak, hastalık ve komplikasyonlarıyla mücadele etmek, kötüleşmeyi önlemek yönünde yardım etmeye yönelik, eğitsel ve psikososyal

    müdahaleler.

    – Hastaların yaşamla yeniden bütünleşmeleri, eğitsel ya da mesleki işlevlerini yeniden kazanmalarına yönelik toplumsal rehabilitasyon.İlaç tedavileri sayesinde şizofreni hastalığında köklü değişiklikler gündeme gelmekle birlikte,son yıllarda, psikososyal müdahalelerin şizofreni tedavisinde önemli olduğu yolunda çok sayıda araştırma kanıtı elde edilmiştir. Psikososyal müdahaleler hem pozitif hem negatif belirtileri azaltmayı,tedaviyi desteklemeyi, hastanın tedavi sürecine bağlanmasını, yeniden hastalanma riskini önlemeyi,toplumsal ve iletişimsel becerileri geliştirmeyi, stresle daha iyi uğraşabilmek için hastalar ve yakınlarının donanımlarının güçlendirilmesini kapsar. Psikososyal müdahale ilaç tedavisinin tamamlayıcısıdır.

    Şizofreninin etkisi yaşamın çok fazla alanındahissedildiği için, etkin tedavi birden fazla soruna hitap etmelidir. Bunlar arasında hastalığın geri dönmesini önlemek, psikolojik eğitim, aile yaşamı, topluluk içinde ve diğer özel alanlarda bakım ve rehabilitasyon sayılabilir. Tıbbi yaklaşımlar ve rehabilitasyon çabalarına ilişkin çalışmalar, ilaç ve rehabilitasyonun birlikte çok daha iyi sonuç verdiğini göstermektedir.İlaç gerekli olmakla birlikte tek başına yeterli tedavi sağlamamaktadır; rehabilitasyon ise özenli ilaç kullanımına gerek duymaktadır.

                      Anksiyete nedir;   Anksiyete veya endişe, canlılarca deneyimlenen kaygı, korku, gerilim, sıkıntı halidir. Canlıların dış ortama uyum çabasında koruyucu bir tepkidir. Denetim dışına çıkıp kişinin işlevselliğini aksattığında Anksiyete bozuklukları olarak incelenir. Psikiyatride bir grup hastalığın genel adıdır.Terleme, titreme, çarpıntı vs. gibi bedensel belirtileri görülebilir. Başına kötü bir şey geleceğini düşünme, rezil olmaktan veya komik duruma düşmekten korkma gibi bilişsel (düşünsel), fakat çoğu kez nedeni belirsiz, tanımlanamayan bir gerginlik durumudur.Anksiyete, genelde kavramsal, somatik, duygusal ve davranışsal bileşenlere sahip olmak biçiminde tanımlanır …Bende diyorumki hayat yaşarken her şey yolunda iken birden bide dışarıdan gelen bir etken ile hayat felç oluyor NEDEN? ARAŞTIRIN BAKALIM!!! Kan basıncı ve kalp atışının artması, terleme, ana kas gruplarına ani kan akışının hücum etmesi nedeniyle kaslarda gerginlik, bağışıklık ve sindirim sistemi fonksiyonlarının yavaşlaması gibi fiziksel etkileri vardır. Bunlara ek olarak mide bulantısı, el ve ayaklarda soğukluk, titreme -üşüme hissedilir.Duygusal açıdan ise hastalık korku ve panik hissine neden olur. Kişi her şeyi olabilecek en olumsuz yönüyle ele alır, moral seviyesi en alt düzeydedir. Davranışsal olarak ise hasta, anksiyete kaynağından kaçma eğilimi gösterir. Yine de anksiyeteden sadece patolojik bir durummuş gibi bahsetmek yanlış olur. Bu his, korku, kızgınlık, üzüntü ve mutluluk gibi duygularla beraber gelen, insanoğlunun hayatta kalmasıyla bağlantılı temel duygulanımlardan birisidir.Anksiyete tedavisi en az bir yıllık ilaç tedavisi şeklinde seyreder. Bunun yanı sıra derin nefes alıp vermek endorfin salgılanmasına neden olduğu için hastaları rahatlatır. Masaj, aromaterapi, telkin gibi yöntemlerin de işe yaradığı bilinmektedir.                                 Panik Atak Nedir ? Panik Atak, başta “Panik Bozukluk” olmak üzere, bir çok psikiyatrik bozuklukta görülebilen; aniden beklenmedik bir anda, herhangi bir yerde ortaya çıkan yoğun kaygı-bunaltı, korku karışımı bir nöbettir.Bu nöbet kişiye öylesine yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaşatırki; kötü bir şey olacağı veya sonunun geldiğini, öleceğini hisseder. Panik atak sırasında bazı hastalar; kalp krizi geçirdiklerini aklını kaçıracağını, felç geçireceğini, kontrolünü yitireceğini, düşüp bayılacağını hissederler. Bu korku fırtınasını yaşayan insan doğal olarak o ortamdan ve durumdan kaçma, uzaklaşma davranışı gösterir, bir an önce yardım alınabilecek bir sağlik kuruluşuna müracat edilir.Bazı durumlarda hastanın, hastahane veya doktor doktor görmesi bile onu rahatlatıp, nöbeti geçirmektedir.Toplumda Panik Bozukluk ve Oranlar:
    -Panik Bozukluk her yaşta başlayabilir.
    -En sık 20-30 yaş arasında başlar, yaş ilerledikçe başlama oranı düşer.
    -Etnik, kültürel farklılıklar çok önemli bulunmamıştır.
    -şehir yaşamında, kırsal bölgelere göre daha sık görülmektedir.
    -Ekonomik durumla bağlantısı bulunamamıştır.
    -Eğitim düzeyiyle panik bozukluğu arasında direkt bir ilişki saptanmamıştır.
    -Evli insanlarda, dul yada boşanmış insanlara göre daha az görülmektedir, (bir çalışmada boşanmış yada dullarda 5 kat daha fazladır.)Panik bozukluk-kadınlarda erkeklere göre 2-3 kat daha sık görülür.
    Panik bozuklu tanılı hastaların %75-80′i kadındır. Aile çalışmalarında; eğitim, etnik yapı, sosyal durumla bağlantı bulunmamıştır.
    yaşam boyu yaygınlığı değişik çatışmalarda %1,5-3,5 arasında saptanmıştır. Bu oran gittikçe artmaktadır.
    Değişik hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan panik ataklar ve “sinirli belirtili atakların” ise %15-20 arasında olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla gerek panik bozukluğuna bağlı gerekse diğer psikolojik, biyolojik nedenlere bağlı panik atakların her yüz kişiden 20-25 inde görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu oran her 4 kişiden 1′inin panik ataklı olduğu anlamına gelmektedir. Paniğin bu kadar popüler olması bu yaygınlığı ve korkutucu belirtileri olsa gerek…
    Panik hastalarının çoğunluğu psikiyatri dışı hekımlere başvurmaktadır. Görülen belirtiler otonomik ve fiziksel belirtiler olduğunda kalp hastalığı görünümü verebilmektedir. Ilk başvurular bu yüzden dahili branşlar olmaktadır.  YÜZ ON YEDİ KİŞİ TEDAVİ ETTİM. PANİK ATAK VÜCUDA DIŞARDAN ETKİDİR. BU ETKİYİ METAFİZİK ALANINA GİREN CİNLER ALEMİ OLUŞTURUR. PSİKOLOJİ DOKTORLARINA GİDİP SONUÇ ALAMAYAN BİR ÇOK ARKADAŞ   7  GÜN İÇERİSİNDE KESİN SONUÇ BELİTİLERİ BAŞLADI VE   21 GÜN SONRA KESİN TEDAVİLERİNİ OLDULAR.
    Stein, 1994, Chignon 1993′de yaptıkları bir araştırmada panik bozukluklu hastaların % 35′nin sık sık nefes alma, % 20-30′unda kalp damarlarının normal çıktığı, anjiosu normal bulunan hastaların % 35-45′inin ayrıntılı muayenesinde panik bozukluğu olduğu saptanmıştır. (Mukerji, katun) bu yanlış anlayış ve yöntemin ABD’ye yıllık maliyetinin 33 milyon dolar olduğu iddia edilmektedir. DEVLET BAŞKANLARINA SESLENİYORUM İMKAN VERSİNLER BİR MERKEZ KURALIM BAŞ HEKİMLİK YAPARAK RUHSAL HASTALIKLARI YÜZDE DOKSAN TEDAVİ EDERİZ İNŞALLAH                                Paranoya ???  başlıca belirtisinin sanrılar (sanı) olduğu psikiyatrik bozukluklardır.Hasta genellikle iyi giyimlidir ve kişilikte bir dagilma ya da günlük bir bozulma görülmez. Fakat egzantrik,garip,kuşkucu ya da düşmanca tutum içinde olabilir. Hastanın duygudurum sanrısının içeriği ile uygunluk gösterir. Büyüklük sanrıları olan hasta coşkulu,kötülük görme sanrıları olan hasta kuşkucudur. Klasik tanım sanrısal bozukluğu olan hastaların belirgin ve sürekli varsanılarının bulunmamasını öngörüyorsa da DSM-III-R ve DSM-IV de kısa süreli varsanıların (özellikle somatik tip sanrısal bozuklukta beden kokusuyla ilgili ya da genel olarak işitsel) bulunabileceği kabul edilmiştir. Konuşmanın akışını ve niteliğini etkileyecek düşünce bozuklukları genellikle yoktur.Bilişsel işlevler, genellikle iyi bir düzeydedir. İntihar,cinayet ve şiddet içeren diğer davranışların cokluğu bilinmiyorsa da klinisyenin bu konuda uyanık olunması gerekir. Şiddet öyküsü olan kişilerde yıkıcı davranış cok yaygındır. Sanrısal bozukluğu olan hastaların kendi durumlarına ilişkin yargıları oldukça bozuktur ve hastahaneye genellikle polis,aile üyeleri ya da iş arkadaşları tarafından getirilirler. Sanrı iceriği dışında yargıda belirgin bozukluk saptanmaz. Sanrısal bozukluğu olan hastalar sanrı sistemlerinin dışında genellikle güvenilir bilgiler verirler.Bu hastalık halk arasında Paronayak kelimesiyle deyimleşmiştir.

    Depesyon genel

    Depresyon, diğer bir değişle kronik depresyon. Bazı araştırmacılar tüm depresyonları biyolojik kökenli olduğunu ve beyindeki kimyasal maddelerin yetersizliğine bağlı olduğunu öne sürerlerken; bazıları da, düşünce sistemindeki psikolojik dengesizliğe dikkat çekmekteler. APA (American Psychological Association) ya göre, distimi şöyle tanımlanıyor;

    Son iki senedir depresif ruh halinde olmak ve bunun yanı sıra aşağıdakilerin en az ikisinden yakınmak:

    İştah azalması veya aşırı yemek
    Sürekli yorgunluk durumu
    Düşük benlik algısı
    Uyku bozuklukları
    Yoğun ümitsizlik duyusu
    Yoğunlaşamama
    Kararsızlık            İYİ OKUYUN  DÜNYACA ÜNLÜ HASTANE AÇIKLAMASINDA BU  HALLER AÇIKLANMIŞTIR. BENİM VEP SİTEMDE CİNLER BEDENE BİRİNCE BELİRTİLERİ OKUMAK PSİKOLOJİK HASTALIKLARA BİR ÇARE VE YÖNDÜR.
    Depresif birey, genelde “hep böyle” hissettiğini söyler. Şiddetli semptomlar yoktur, dolayısıyla bu hastalık sinsi bir şekilde değişerek, distimik ruh durumu yaşam biçimi haline dönüşür, kurtulamayacağını zanneder. asla bir sakaleyn tarafından tedaviye alınınca sonucu ailesi dahi hissedecektir.
    Bununla mücadele etmek için, geçmişten günümüze taşıdığınız kırgınlıklar ve küskünluklerle barışmalı, geçmişte olanları affetmelisiniz. Böylece enerjinizi öfke balonuna yönlendirmeyip daha mutlu yaşam balonuna yönlendirebilirsiniz.
    Mutsuzluğunuz ve sürekli yakınmalarınızla ilgi çekebilirsiniz ancak sonunda çevrenizdekiler sizden bıkacaklardır.
    Unutmayın gördüğünüz ilgi belki de yakınma davranışınızı kalıcı kılmaktadır.
    Kimse sizin hayatınızı iyileştirmeyecektir. Olumsuz düşünme alışkanlığınıza son vererek kıpırdanmalısınız. Hiçbir şey yapmayarak sürekli yakınmaktansa “daha iyi olmak için ne yapabilirim” sorusuna cevap verin, alternatif üretin ve uygulayın. HASTA SAHİPLERİ SİZE HAK VERİYORUM HEP BEKLENTİDE VE TEREDDÜT İÇİNDE YAŞAMAYA GEÇTİNİZ VE KABULLENEREK KENDİNİZİ ADAPTA EDİYORSUNUZ. FAKAT UMUT KESMEYİN HASTAYA HER KONUDA YARDIM EDİN ELLERİNİ BIRAKMAYIN.
    ALLAH RIZASI İÇİN GİRMİŞ OLDUĞUNUZ GİRDAPTA ELLER KOPMASIN.BERABERCE YOL ALIN HASTANIZLA. SABAH BİR SELAM VE HALİNİ SORMA BİLE HASTANIN EN BÜYÜK YAŞAM DESTEĞİDİR. DEPRESYON HALİNDEKİ İNSANIN HER HALİNİ BENİMSEYİN,ÇÜNKÜ DIŞARDAN VÜCUDA BASKI VAR. PEŞİNİ BIRAKMAYIN BOŞLUKTA KALAN İNSAN DAHADA VİRANELEŞİYOR. YAŞADIM, TATTIM, DENETLEDİM, BERABER NEFES ALIRKEN BİLE ACI ÇEKER İNSAN. TENİN TENİNDE İKEN EL ELE VERMİŞKEN MÜCADELEDE KAZANAN YİNE SİZSİNİZ ÇÜNKÜ SEVDANIN ADINA VE HAYAT ADINA KAZANÇLISINIZ. İNSAN OLABİLMEK İÇİN SEVDİKLERİNİZLE VE TANIDIKLARINIZLA SINAV GÖRÜP MUKTESATTA YER KAZANACAKSINIZ. ALLAH İNSANI HER ŞEY İLE SINAVA TABİ TUTANDIR. KADER İNSANOĞLUNUN DÜŞÜNCELERİNE GÖRE ALLAHIN  SANISINDA YANILMAYARAK İŞLEVE KOYDUĞU YAZGIDIR.TUTUNACAK TEK DALIMIZ SENSİN YARAP HATALARIMIZLA GÜNAHLARIMIZLA BİZİ HUZURUNDA KABUL ET  VE RAHMETİNLE MUAMELE EYLE.

    PSİKOLOJİK HASTALIKLAR
    Depresyon
    Duygu durumunda ya da uzamış duygusal durumdaki rahatsızlıklarla belirgindir. En yaygın duygu durumu bozukluğu, kişinin üzüntüye boğulduğu, faaliyetlere ilgisinin azaldığı ve aşırı suçluluk ya da değersizlik hisleri gibi diğer belirtileri göstermekte olduğu depresyondur. DSM-IV depresyonun iki türünü ayırt eder, majör depresif bozukluk birkaç ay sürebilen yoğun üzüntü durumudur; buna karşılık, distimi daha az yoğun bir üzüntüyü kapsar ama çok az bir düzelme ile iki yıl ya da daha fazla bir dönem için kalıcıdır. Bazı depresyonlar o denli yoğundur ki, birey psikotiktir, yani gerçeklikle teması kaybolmuştur.

    Mani
    Daha az yaygın bir diğer duygu durumu bozukluğu manidir. Manisi olan kişinin öforik olduğu ya da uçtuğu, aşırı aktif olduğu ve çok fazla konuştuğu ve dikkatinin kolayca dağıldığı görülür. Manik dönemler tek başına nadiren görülürler, daha çok bu dönemler depresyon ile döngü gösterirler. Mani ve depresyonun döngülü biçimde bulunduğu ama bazen normal duygu durumu dönemlerinin de araya girdiği bu duygu durumu bozukluğu iki uçlu bozukluk olarak bilinir.

    Duygu Durum Bozukluklarının Nedenleri
    Bir çok psikolog duygu durum bozukluklarının, biyolojik, psikolojik ve toplumsal faktörlerin bir birleşiminden kaynaklandığına inanır. Kalıtım ve beyindeki kimyasal dengesizlikleri de içeren biyolojik faktörler depresyonun, özelliklede iki kutuplu bozukluğun gelişiminde önemlidir. Ancak biyolojinin psikolojik yaşantıyı etkilediği gibi psikolojik yaşantıda biyolojiyi değiştirir. Olumsuz erken yaşam olaylarına uyumsuz ve mantık dışı tepkiler olan bilişsel çarpıtmalar, kökendeki olaya benzer yeni durumlar oluştuğunda yeniden aktif hale gelen yetersizlik duygularına neden olabilir. Bu psikolojik faktör, depresyonu olan pek çok kişide işlevseldir; ancak bilişsel çarpıtmaların depresyonun nedeni mi yoksa sonucu mu olduğu belirsizdir. Son olarak sorunlu ilişkiler gibi toplumsal faktörlerde duygu durumu bozukluklarıyla bağlantılıdır.YARDIM EDİN EL ATIN AİLE ,ARKADAŞ, SEVGİLİ ,ABİ DAYI ÖNÜNE BİR ENGEL BİR MANİ VAR.TUTUN ELİNDEN KALDIRIN YA. HALİNİ SORUN NE OLURSA OLSUN ÖLÜMÜNÜ İMZALAMAYIN İNSANIN HER ŞEYİ İLE YAŞASIN HATASI VARSADA TELEFİ EDİN KABULLENİN O İNSANI HATASIZ KUL OLMAZ.

    FOBİ VE PANİK ATAK
    Kaygı bozukluklarında kişinin kaygısı duruma uymamaktadır. Kaygı bozuklukları birçok özgül tanı kategorisine ayrılmaktadır. Özgül fobi bir şeye karşı duyulan yoğun ve kişiyi hareketsiz kılan aşırı ve mantık dışı bir korkudur. Bir diğer türü olan sosyal fobi sosyal durumlarla ya da diğer insanların önünde performans göstermeyle ilgili aşırı ve uygun olamayan bir korkudur.

    Açık alan korkusu yalnız kalmaktan ya da kamuya açık yerlerde bulunmaktan ve bir güvenlik kaynağından ayrılmayı gerektiren diğer durumlardan duyulan çoklu ve yoğun korkuları içeren daha az yaygın ama daha sınırlayıcı bir kaygı bozukluğu türüdür. Panik bozukluğu tekrarlayan, ani, beklenmedik ve herhangi bir neden olmaksızın yaşanan bunaltıcı yoğun korku ya da dehşet duyguları ile kendini gösterir.  NORMAL BİR HALDEN HEMEN BAŞKA BİR HALE GEÇİYOR DİKKATİNİZİ ÇEKERİM BU İNSANLARA DIŞARDAN BİR BASKI VE İLETİŞİM KURMAYA HAZIRLANAN BİR ALEM VAR. KORKULARLA VE ENDİŞELERLE TOPLUMDAN SOYUTLAŞACAK Kİ DAHA TEZ İSTİLA EDİLELER. RAHMETTEN MAHRUM KOYMAYIN BÖYLE İNSANLARI TUTUN ELLERİNDEN BİR ALİME YETİŞTİRİN NE KADAR ERKEN OLURSA O KADAR GÜZEL SONUÇ ALINIR.

    Yaygın kaygı bozukluğu, herhangi bir belli nesne ya da durum tarafından başlatılmayan, uzun süreli, yoğun ve belirsiz duygularla bilinir. Obsesyon da ya sistem dışı düşünceler, kişinin bunları durdurma girişimlerine rağmen, devam eder ya da zorlantılı törensel davranışlar kişiyi hareketsiz kılar ve yapmak zorunda hissettiği bir rutin halini alabilir. Kaygı bozukluklarının diğer iki türüne çok stres verici olaylar neden olur. Kaygılı tepki olaydan hemen sonra olursa tanı akut stres bozukluğu, olaydan çok sonra olursa travma sonrası stres bozukluğudur.  SİTRESİ RUH KENDİ HALİ İLE YAPAMAZ KARŞILAŞMIŞ OLDUĞU VİCDANEN RAHATLAYAMADIĞI BİR DURUM VAR. ENGEL OLUN CİNLER ALEMİNE KURBAN VERİYORSUNUZ İNSANI YARDIM EDİN. SAKALEYN ARAPOĞLU HÜSEYİN OLARAK DİYORUM Kİ ; İNSANIN İŞLEMİŞ OLDUĞU HATADAN DOLAYI VİCDANI RAHAT DEĞİL RUHA BASKI MEYDANA GELİYOR VE İÇİNE DÜŞMÜŞ OLDUĞU DURUMDAN KURTULAMIYOR ÇIRPINIYOR. BU ÇIRPINIŞLAR İÇERİSİNDE MANYETİK ALANI GENİŞLEYEN İNSAN CİNLERİN ESARETİ ALTINA GİRİYOR.

    KAYGI BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ
    Evrimsel bir bakış açısından yola çıkan psikologlar, evrim yoluyla belli uyarıcıları, yoğun korkularla bağlantılandırmaya eğilimli olduğumuza inanırlar; ona göre fobilerin kökeni budur. Biyolojik nedenlere odaklanan psikologlar, bu bozuklukların aileden geçme eğiliminden dolayı, kaygı bozukluklarına yatkınlığın kalıtsan olabileceğini savunurlar. Bilişsel psikologlar yaşamlarındaki stresli olay üzerinde kontrolleri olmadığına inanan kişilerin kaygı bozuklukları gösterme olasılıklarını yüksek olduğunu gözlerlerken; psikanalitik kuramcılar kaygı bozukluklarının izini psikolojik iç çatışmalara kadar sürerler.DOKTORLARLA MÜCADELE VERİYORUZ TANI KOYAMADIKLARI HASTALIKLAR  ALLAHIN VERMİŞ OLDUĞU İLİM RUKYE İLMİ İLE TEDAVİSİ VAR. BUNA DOKTOR KARDEŞLERİMİZ BİLE İNANIYOR. 73 ADET DOKTORUN HASTASINI KURTARDIMVE DOKTORUN KENDİSİNİ KURTARDIM. ALLAH ŞAHİDİM DOKTORLARA BURAYA İSMİNİZİ YAZIYIM DEDİM KORKTULAR. HAYIR BİZİM KARİYERİMİZ VAR DEDİLER.

    PSİKOSOMATİK BOZUKLUKLAR
    Psikosomatik bozukluklar, kanıtlanabilir bir fizyolojik temeli olan ama büyük ölçüde stres ve kaygı gibi psikolojik faktörlere neden olduğu hastalıklardır. Artık günümüzde birçok hekim hemen hemen tüm fiziksel hastalıkları psikolojik açıklamalara bağlanabileceğini kabul etmektedir. Çünkü stresin beden kimyasıyla, organların işlev görmesiyle ve bağışıklık sistemiyle ilgisi bilinmektedir. AYAKLARI TUTMUYOR, DURMADAN GÖZLERİ YAŞARIYOR BANA GELEN HASTA KARDEŞİMİN DOKTORLAR TANI BULAMIYORVE PSİKOLOJİK DİYE SEVK EDİYORLAR, YİNE TANI KOYAMADILAR DİYE YAKINAN KARDEŞİM KAFİR CİN İLE EVLENME SAFHASINDA GELDİ VE ALLAHA ŞÜKÜR ÇOK İYİ VE ADRESİ BELLİ AÇIKLAMAK İSTERSE KONUŞABİLİR BİR MÜSAİD DURUMDADIR. KARDEŞİMİZE EN SON DOKTORLAR TARAFINDAN BEYİNDE SIVI UR VAR DEMİŞLERDİR. SIVI UR BİRAZ GÜLDÜM.

    SOMATOFORM BOZUKLUKLARI
    Somatoform bozukluklar saptanabilir herhangi bir fizyolojik neden bulmaksızın fizyolojik belirtilerle kendini gösterir. Somatizasyon bozukluğu sırt ağrısı, karın ağrı ve baş dönmesi gibi sürekli tıbbi yardım aranan ama organik bir nedenin bulunmadığı ve tekrarlayan belirsiz fiziksel belirtilerle tanımlanır. Konversiyon bozukluğu hastalarının fizyolojik nedeni olmayan dramatik ve özgül bir yeti kayıpları bulunur. Hastalık hastalığında kişi bazı küçük belirtileri ciddi bir hastalığın işareti olarak görür. Beden biçimine takılı bozukluk ya da hayali çirkinlik, kişinin, fiziksel görümünün bazı kısımlarında aşırı derece hoşnut olmasıyla tanınır. GÖZ ÖNÜ MORALMALARI, DURMAYAN BAŞ AĞRISI, GÖZ SULANMALARI, SANCI, SIRT AĞRISI, İLİŞKİ ANINDA KASILMALAR, BAŞ DÖNGÜSÜ, AYAK AĞRILARI,EL AYAK UYUŞMASI SİKAYETLERİ İLE DOKTORA GİDİLİR. TEŞHİS EMS YADA PİSİKOLOJİK TEŞHİSLER. VÜCUDA İNTİKAL EDEN İSTİLACI KAFİR CİNLİLERİN ATEŞTEN YARATILDIKLARI İÇİN BÜNYESİNDE  HO2_MAUN_ KARBONDİOKSİT_ KARBONMONOKSİT ZEHİRİNİ İNSANIN VÜCUDUNA KUSARAK GERÇEKLEŞTİRİR. BANA GELEN HASTALAR KESİNLİKLE TEDAVİ OLUNCA HİÇ KOPMAZLAR.HEPSİ DİĞER BİR ŞİKAYETİ OLANI YÖNLENDİRİR.NEDEN NEDENİNİ SİZ DAHA İYİ BİLİRSİNİZ.

    DİSOSİYATİF BOZUKLUKLAR
    Disosiyatif bozukluklarda bireyin kişiliğinin ya da belleğinin bazı bölümleri geri kalanından ayrılır. Disosiyatif unutma belleğin en azından bazı anlamlı bölümlerinin kaybıdır. Unutmanın kurbanı olan kişi evinden ayrılıp tümüyle yeni bir kimliğe büründüğünde bozukluk disosiyatif kaçış olarak bilinir. Genellikle çoğul kişilik bozukluğu olarak da bilinen disosiyatif kimlik bozukluğunda kişi farklı zamanlarda ortaya çıkan birkaç ayrı kişiliğe sahiptir. Kişilik bozukluğu tanısı, kişi kendisini aniden garip bir biçimde değişmiş ya da farklı hissettiğinde konur.BÜNYEYE GİREN CİNİN YAPISINI FİZİKSEL VE RUHSAL OLARAK HİSSETTİRİR. MESELA VÜCUDA GİREN CİN HOMO İSE İNSANI ONA YÖNLENDİRİR VEYA RÖNTGENCİ İSE İNSAN İZLENİMİNE AĞIRLIK VERİR. BÜNYEDEKİ CİN RUH HASTASI İSE DURUM HALİNİ ALIR. GENELDE İNSAN VÜCUDUNADA ÖLÜMÜ GELMİŞ YAŞLI VE AHLAKSIZ CİNLER ZUHUR EDER. YANİ MANTIKSAL BÜTÜNLÜĞÜNÜ KAYBEDEN METAFİZİKLEŞMEK İSTER.

    CİNSEL İŞLEV BOZUKLUĞU
    Cinsel işlev bozukluğu cinsel ilişki sırasında etkin bir şekilde işlev yapmanın bozulması ya da kaybıdır. Erkeklerde bu ereksiyonu başarmama ya da devam ettirmeme demek olan ereksiyon bozukluğu biçimini alabilir; kadınlarda genellikle cinsel olarak uyarılamama ya da orgazma ulaşmama anlamına gelen kadında cinsel uyarılma bozukluğu olarak görülür. Cinsel istek bozuklukları kişinin cinsel ilgisini eksik olduğu ya da cinselliğe karşı iğrenme duygusunun bulunduğu bozukluklardır. Cinsel uyarılma bozukluğu olan kişiler cinsel istek duyar ama fiziksel uyarılmayı başaramaz ya da devam ettiremezler. Oysa orgazmla ilgili bozukluklarda istek ve uyarılma vardır ama orgazma ulaşılamaz.VÜCUDA İNTİKAL EDEN CİN ELDE ETTİĞİ KADINI VE ERKEĞİ KISKANMA VE PAYLAŞAMAMA HİSSİ İLE DEVRE DIŞI BIRAKIR.81 ADET İNSAN TEDAVİ ETTİM. AÇIN TELEFONUNU MUSTAFA POLAT SORUN DURUM NEDİR. 05369859886 KARŞINIZA ÇIKAN ARKADAŞ GİTMEDİĞİ YER KALMAMIŞTI.CİNSEL İLİŞKİ ESNASINDA CİN İNSANIN HAYALARINA NUFUZ EDER VE SOĞUKLUK VERİR DÜŞÜKLÜĞE SEBEP OLUR. YADA ELİNİ KADINA SÜRÜNCE BOĞULMALAR MEYDANA GELİR. KADINDA İSE KADIN KASIKLARINI SIKAR VE KENDİNDE KASILMALAR OLUR. İLİŞKİ ESNASINDA KASILAN KADIN DAHA SONRA BAŞ AĞRISINA YAKALANIR BUNU SEBEBİ İLİŞKİDEN DİKSİNMEKTİR BUDA CİNLERİN BİR ÇALIMIDIR.

    KİŞİLİK BOZUKLUKLARI
    Kişilik bozuklukları esnek olmayan ve uyumsuz düşünme ve davranma biçimleridir. Bu düşünme ve davranma biçimleri kişilerin kendileri için ciddi iç zorlamalara veya başkaları için sorunlara neden olacak kadar aşırı abartılı ve katıdır. Bir grup kişilik bozukluğu garip ve ilginç davranışlarla bilinir. Örneğin şizoid kişilik bozukluğu gösteren kişilerin, sosyal ilişkiler kurma istek ya da yetenekleri yoktur ve diğer insanlar için sıcak duyguları bulunmaz; paranoid kişilik bozukluğu olanlar uygun olamayan bir biçimde diğerlerinden kuşkulanırlar. Bir diğer kişilik bozukluğu grubu kaygılı ya da korkulu davranışlarla ayrılır. Örnekleri, bağımsız olarak bir şeyler yapmama ve karar vermeme ile belirli bağımlı kişilik bozukluğu ve kendini yanıltmaya yol açan toplumsal kaygıyla belirli kaçıngan kişilik bozukluğudur. Kişilik bozukluklarının üçüncü grubu dramatik duygusal ya da değişen davranışlarla bilinir. Örneğin, narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler kendine önem veren büyüklük hissi gösterirler. Sınır kişilik bozukluğu kendilik imgesinde duygu durumunda ve kişiler arası ilişkilerde belirgin bir durağanlığı olmayışıyla bilinir. Son olarak, anti-sosyal kişilik bozukluğu olan kişiler yalan söylerler, çalarlar, dolandırırlar ve sorumluluk duyguları çok azdır ya da hiç yoktur. RUHUNDAKİ YAPI BOZULACAK Kİ AMELİNE ULAŞAN CİNLER İSTİLA OLAYINI TAMAMEN GERÇEKLEŞTİRSİNLER.

    ŞİZOFRENİK BOZUKLUKLAR
    Şizofrenik bozukluklar, yıllarca süren bozuk düşünce ve iletişimler uygunsuz duygular ve garip davranışlarla belirgin ağır tablolardır. Şizofrenisi olan kişiler, ilaçlarla başarılı olarak tedavi edilmedikleri takdirde normal bir yaşam sürdüremezler. Genellikle var sanılan ve sanrıları vardır. Şizofrenik bozuklukların dağınık şizofreni, katatonik şizofreni, paranoid şizofreni ve ayrışmamış şizofreniyi de içeren bazı türleri vardır.   İLİMSEL OLARAK AYRIŞTIRILMIŞTIR. İLAÇLA TEDAVİSİ YOKTUR.BUNU DOKTORLARDA İNANMAKTADIR VE BİLMEKTEDİR. ALLAH AŞKI VE ZİKİRLERİN BÖYLE İNSANLARI DAHA HIZLI TEDAVİ ETTİKLERİNİDE AÇIKLIYORLAR. SEBEBİ BİLİNMEYEN HASTALIKLAR DUA İLE TEDAVİ EDİLECEKTİR. KURANI KERİMİN TEDAVİ EDEMİYECEĞİ HASTALIK YOKTURDUR.         

    **************PANİK ATAK**********************
    Panikatak, başta “Panik Bozukluk” olmak üzere, birçok psikiyatrik bozuklukta ve bazı fiziksel hastalıklarda
    (Tiroid bezinin aşırı çalışması, kan şekeri düşüklükleri, enfeksiyon hastalıkları, kansızlık gibi…)
    görülebilen; beklenmedik bir anda, herhangi bir yerde ortaya çıkan; yoğun kaygı,
    bunaltı, korku karışımı bir nöbettir.Bulguları beyanat olarak verilmektedir.
    Bu nöbet kişiye öylesine yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaşatır ki, kötü bir şey olacağı
    veya sonunun geldiğini, öleceğini hisseder. Bu korku fırtınasını yaşayan insan, doğal olarak o
    ortamdan ve durumdan kaçma, uzaklaşma davranışı gösterir, bir an önce yardım alınabilecek
    bir sağlık kuruluşuna müracat edilir. Çoğu kez de hastane, doktor gördüğünde kişide rahatlama
    olur ve nöbet geçebilir. BU HALLERE MARUZ KALAN ÇOK KARDEŞİMİZİ TEDAVİ ETTİM. DAHA İLERİSİ KALP SANCISI VE DARALMALAR İLE HASTANEYE DÜŞEN İNSANLAR EKG SONUÇLARINDA BİR SAKINCA BULUNAMAYIP TEŞHİS KONULAMADIĞI İÇİN İLAÇLARLA UYUTULMUŞLARDIR.

    Panik atağı yaşayanların bazıları, o esnada kalp krizi geçirdiklerini ve öleceklerini hissederler.
    İlk defa hayatla ölüm arasındaki o ince çizgide, kendisini ölüme yakın hisseden kişi, büyük bir
    korku ve dehşet yaşar. Bazısı o an kim varsa, ona vasiyetini söyler. Telaş ve kaygıyla bir an önce
    acile-doktora yetişmek için etrafına yalvarır. Kimisi aklını kaçıracağını, felç geçireceğini, kontrolünü
    yitireceğini, düşüp bayılacağını hisseder.

    Panik atak geçtikten sonra; kişi üzerinden kamyon geçmiş gibi hisseder. Müthiş bir yorgunluk,
    isteksizlik, sese, gürültüye, kalabalığa, ışığa karşı tahammülsüzlük ortaya çıkar. Yatmak, dinlenmek
    en iyi bir seçim olur. Yanında güvendiği birisi olsun ama soru sormasın, fazla konuşmasın istenir.
    Bunlar zaten bir “harpten çıkmış” insanı daha da yorar.
    01 – PANİK ATAK TÜRLERİ

    1. Beklenmedik Ataklar: Nedensiz,birden ortaya çıkan nöbetler. Panik bozuklukta bu tür ataklar vardır.
    2. Duruma bağlı olanlar: Korkulan bir kedi, köpek veya başka bir nesneyle yada bir durum karşısında ortaya çıkar.
    3. Durumsal yatkınlık gösterilen panik ataklar: Genellikle destekleyici bir etken vardır, ama her zaman panik oluşmaz. Örneğin araba kullanırken panik atak oluşmaktadır. Bazen araba kullandıktan sonra atak geçirmektedir…

    Panik Atağın 13 bedensel bilişsel belirtisi vardır.Bunlardan 4 tanesinin olması nöbet için yeterlidir çoğunlukla 7-10 arası belirti yaşanmaktadır. Nöbet hızlı başlangıçlıdır, 10 dakikada zirveye çıkar. Bazen yarım veya bir saat sürebilir.

    PANİKATAKTA GÖRÜLEN BELİRTİLER:

    1. Çarpıntı, kalp atışlarını duyumsama, kalbin yerinden fırlayacakmış gibi olması, göğüste basınç bazen sol kola yayılan ağrı ve uyuşmalar…
    2. Terleme(Sıcak -Soğuk boşalımlar, bazen üşüme bazen alevlerin basması hissi)
    3. Titreme, sarsılma, itilme hissi
    4. Boğulma ve nefes alamama hali (Boğazda düğümlenme veya bir yumru, tıkanma hissi)
    5. Soluğun kesilmesi (Derin nefes alma ihtiyacı, havanın yetmemesi gibi hisler)
    6. Göğüste daralma, sıkışma, ağrı duyumsama
    7. Bulantı, karında ağrı, şişkinlik , gaz oluşması, geğirti.(Bazen mideden başlayıp boğaza doğru yayılan kalkışma rahatsızlık hali)
    8. Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma hali
    9. Derealizasyon (Gerçek dışılık duyguları panik yaşandığında olaylar bir sis perdesinin gerisinde algılanır,cisimler, küçülür her şey bulanıklaşır, ya da depersonalizasyon (Benliğinden ayrılmış olma hali; sanki bedenle ruh birbirinden ayrılıyor ve kişide kendisini hissedememe, algılayamama, kendisine yabancılaşma durumu oluşur.)
    10. Panik anında kontrolünü kaybedeceği yada çıldıracağı korkusu (Kendisine, çocuklara, çevreye zarar verme korkusu)
    11. O esnada “yaşamım buraya kadarmış” duygususu, ölüm korkusu
    12. Ellerde, kollarda, bacaklarda, başta ve birçok yerde uyuşmalar, yanmalar, karıncalanmalar, diken diken olma halleri
    13. Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları
    02 – PANİK ATAKLARIN GÖRÜLDÜĞÜ DURUMLAR – PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR

    1. Panik Bozukluk:
    Panik ataklar en sık ve en çok panik bozuklukta görülür. İleride panik bozukluk ayrıntılı anlatılacaktır…

    2. Sosyal Fobi:
    Sosyal fobik bir insanda zaman zaman panik atak yaşayabilir. Karşı cinsle konuşma durumunda kalma, bir toplulukta bulunma ve göz önünde olma, birileriyle tanışma ve göz göze gelme zorunluluğu, birilerinin önünde yazı yazma, birşeyler yiyip içme, başkalarının yanında çişini yapma durumlarında panikatak yaşanabilir. Kişinin elleri titrer,yüzü kızarabilir.Terleme ve ateş basması, şaşkınlık, konuşmada kekeleme ve şaşırmalar ortaya çıkabilir. Bu o anki zorlanma durumuna bağlı bir kaygı-panik durumudur. Diğer zamanlarda, ya da kişinin bu ortamlardan kaçındığı zamanlarda panikatakı olmaz. Oysa Panik bozuklukta her hangi bir yerde ve her hangi bir zamanda; beklenmedik bir anda panikataklar ortaya çıkabilir. Sosyal fobikler çocukluktan itibaren sessiz, utangaç, çekingendirler, okullarda parmak kaldırmazlar, tahtaya kalkmazlar, kaldırıldıklarında yüzleri kızarır, bazen konuşamazlar, başları öne eğilir ve çok sıkılırlar ve utanırlar. Pek arkadaşları olmaz.

    3. Özgül Fobi:
    Özgül fobide; korkulan, kaçınılan tek bir nesne yada bir durum vardır. Örneğin; kedi-köpek-böcek görülünce, yaralanınca, kan görülünce, uçağa binince panikatak yaşanır.

    4. Posttravmatik Stres Bozukluğu (Travma sonrası stress bozukluğu):
    Tehdit, ağır hakaret ve saldırıya maruz kalma, işkence, tecavüz olaylar, deprem ve diğer doğal afetler, savaşlar gibi herkes için ciddi tehdit ve korku oluşturan durumlarda da zaman zaman panik ataklar olabilir. Kişi yaşadığı olayları hatırlatan bir ses, görüntü veya herhangi bir uyaranla birden geçmiş acı, travmatik anlarına dönebilir. Bazen uykularından panikle uyanırlar. Kendisini hala savaşta, cephede hissedip sipere yatanlar olur. Deprem travmasına maruz kalanlar o anı aynen yaşayabilirler.
    5. Akut Stres Bozukluğu:
    Posttravmatik stres bozukluğundaki gibi bir olayla karşılaşılmıştır. Ancak kişinin sıkıntıları olayı izleyen bir ay içerisinde ortaya çıkar. Belirti ve şikayetler en az iki gün, en fazlada bir ay sürmelidir. Ağır bir benlik çözülmesi, karmaşa hali vardır. Duygusal tepki kaybı, uyuşukluk, dalgınlık, yabancılaşma, gerçeği algılamada bozukluk, kimlik duygusunda karmaşa ortaya çıkabilir. Bazen de panikatakta görülen çarpıntı, terleme, kızarma, yabancılaşma belirtileri görülür.

    6. Genelleşmiş Anksiyete Bozukluğu:
    Anksiyete; kaygı, bunaltı,sürekli sıkıntı ve stres altında olma halidir. Bütün vucudu ve zihni etkilediğinde yaygınlaşmış demektir. Yoğunluğu artığında panikatak oluşabilir. Kişinin düşünce, duygu ve davranışları tamamen kaygı ve stres altındadır. Sürekli kötü bir şeyler olacağı endişesi vardır. En aşağı altı aydır her gün kaygı yaşanmaktadır. Bir çok olay ve etkinlikler hakkında abartılı kuruntular-evhamlar dikkat çeker. Kişi huzursuzdur. Sürekli yer değiştirir. Sabırsız ve sinirlidir. Kaslarında gerginlik ve ağrılar vardır. Çabuk yorulur, dikkati dağılır. Her şeyin en kötüsünü düşünür. Sese ,gürültüye ve ışığa karşı aşırı hassastırlar. Aşırı heyecanlı ve telaşlıdırlar. Adeta diken üzerindedirler. Oturdukları koltukların uçlarına “emaneten” oturur gibiler. Erkeklerde erken boşalma ve başarısız olma korkuları vardır. Mide-barsak sisteminde gastrit-ülser sıktır. Sık sık tuvalete giderler. Aşırı terlerler. Avuç içleri hep ıslaktır. Bazıları bu kaygıyı bastırmak için alkol, kumar yada seks bağımlısı olur. Bazı hızlı çapkınlar bu kaygılı insanlardır. Bu kaygı-endişe hali yoğunlaştığında panikataklar ortaya çıkabilir. Bazen de birlikte görülebilirler.

    7. Obsesif-Kompulsif Bozukluk(Takıntı-Saplantı-Titizlik Hastalığı):
    Takıntılı-titiz kişilik yapılarında olan insanlarda daha çok görülen bir hastalıktır. Saçma olduğu bilinmesine rağmen tekrarlayıcı davranışlar olabilir. Örneğin kapı kilitlendiği halde defalarca kontrol edilir. Hatta yollardan işten dönülerek, bazen komşuya kontrol ettirilerek emin olunmak istenir. Ellerini bir kalıp sabunla yıkadıktan sonra hala temizlenmediğini düşünen şahıs, başına, tasdik için birini dikebilir. İçinden kutsal değerlere isyan-küfür gelen kişi, sürekli dualar okuyarak kendisini temizlemeye çalışır. Bazılarında çocuklarına-yakınlarına zarar verme korkusu ortaya çıkınca, onlarla yalnız kalmamaya çalışır. Kesici aletleri ortadan kaldırıp, hatta evden uzaklaştıranlar olur. Kimisi mikrop kapıp hasta olmaktan korkar. Bir yere dokunmaz. Ellerini sürekli temizler, eldiven kullanabilir. Peçeteyle kapıları tutabilir. Saatlerce banyoda tuvalette kalınabilir. Yanlış oldu diye defalarca ibadet edilebilir.Sa atlerce abdest alınabilir. AIDS ın gündemde olduğu günlerde, güvenliksiz seksüel ilişki kuran insanlarda AIDS takıntısıyla sürekli muayene ve tahlil yaptırmalar baş gösterir. Bu tür hastalarda da takıntılarıyla ilgili kaygı ve stres düzeyleri yükselince panik atak ortaya çıkar.

    8. Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu:
    Kişinin bağlı yada bağımlı olduğu bir nesneden, kişiden, yerden ayrılmak zorunda olduğu durumlarda panik atak yaşanabilir. Bağımlılık yapısı çok belirgin olan insanlar bağımlı oldukları objelerle o kadar bütünleşirler ki, ondan ayrıldıklarında yalnızlık, korku, güvensizlik, panik yaşarlar. Ebeveynlerine bağımlı olan birisi, farklı bir şehirdeki okula giderken, evlenip evden ayrılırken panik olabilir.

    9. Genel Tıbbi Bir Duruma Bağlı Anksiyete Bozukluğu:
    Fiziksel nedenli bir çok hastalıkta da anksiyete ve buna bağlı panikataklar görülebilir.Ciddi akciğer ve kalp hastalıklarında,şeker,Tiroid bezi hastalıkları,hormonal bozukluklar,enfeksiyon hastalıkları,kansızlık ve daha bir çok fiziksel hastalıkta anksiyete ve panikatak ortaya çıkabilir.Özellikle son yıllarda ağır gribal enfeksiyonlardan sonra panikatak ve depresyonlar ortaya çıkabilmektedir. Kan şekeri düşüklüklerinde şekeri normale çıkarabilmek için, panik de de bolca salgılanan ADRENALİN hormonu ve kortizol,büyüme hormonu salgılanır.Adrenalin Sempatik sistemi uyarır ve panikatak oluşturabilir.Özellikle paniğe yatkın kişilerde daha çabuk oluşur.Akciğeri tıkayan ve kanın oksijenlenmesini bozan hastalıklarda,bazen Astım da da anksiyete ve panik atak olabilir…Bunun için panikataklı birinin bir yada iki kez detaylı bir fiziksel muayene ve tahlil-tetkikten geçmesi gerekir.Bir şey çıkmıyorsa vakit geçirmeden psikiyatrik tedaviye başlamak gerekiyor.

    10. Madde Kullanımına Bağlı Anksiyete Bozukluğu:
    Özellikle alkol ve kokain,esrar;amfetamin içeren “haplar” anksiyeteye sebep olabiliyorlar.Alkol -panikatak ilişkisini detaylı ayrı bir başlık altında inceleyeceğiz. Bir çok alkol bağımlısında zamanla anksiyete-panikatak gelişebiliyor. Bazen de alkol miktarı azaltılınca veya birden bırakınca-alamayınca yoğun anksiyete ortaya çıkabilir. Alkol ayrıca merkez sinir sistemini baskılayarak depresyona da yol açabilir. Panikataklıların bir kısmı sonradan alkolle “dostluğu” derinleştirir.Bir kısmı da ilk defa alkolle tanışır.Hatta yanında alkolle dolaşanlar olur…panik gelmesin diye alkollü gezinen çok panikataklı vardır…

    Esrar son yıllarda gittikçe artan hızla kullanılmaktadır.Panikatağa yatkın , şüpheci-kıskanç insanlarda esrar ciddi psikiyatrik sorunlara yol açmaktadır.İlk defa esrar kullandıktan sonra panikatak yaşayan çok insan gördüm. Bazen buna sevgilisi-eşini aşırı kıskanıp,yaşamı çekilmez hale getiren hezeyanlarda eşlik edebiliyor.

    Maalesef uyuşturucu tacirleri esrarı masum göstererek yaygınlaştırmaktadırlar.Bize gelen gençlerin çoğu o kadar kanıksamışlar ki, çok rahat ve övünerek ve nerdeyse bize de esrarı önerecek duruma gelmişlerdir.

    Kokainde beyindeki Adrenalin,Dopamin gibi hormonları aşırı salgılatarak , depoları boşaltarak uyarı oluşturur.Anksiyete-panikatağa yol açabilir.

    Esrar gibi yaygınlaşan Extazi de ciddi psikiyatrik problemlere sebep olmaktadır. Bir çok gece kulübü ve barlarda, bazı okul çevrelerinde, hatta mahallelerde “ekmek -peynir” gibi satılmaktadır. İçeriğinde uyarıcı Amfetamin türevleri vardır.Başlangıçta kokain gibi uyarıcıdır.Enerji depolarını boşaltır.vucut ısısını artırır.Çarpıntı ve ağız kuruluğu yapar. Huzursuzluk yaratabilir.Paniğe yatkın birisinde kolaylıkla paniğe çevirebilir.Bazende ciddi depresyonlara sebep olmaktadır.

    11. Anksiyeteli Depresyon:
    Depresyon sıklıkla aşırı sıkıntılı,huzursuz,anksiyeteli bir tablo oluşturur.Depresyonlu insanın en önemli özeliği: eskiden zevk alarak yaptığı işlerden artık zevk alamaz hale gelmesidir. Kişisel bakımını ihmal eder.Sosyal yaşamdan geri çekilir.Aşırı duygusallık ve çabuk ağlamalar,her şeyden etkilenmeler görülür.Kendine güvende azalma ve çekingenlik,etki altında kalma ortaya çıkar.Kimsenin kendisini anlamadığını,yalnız olduğunu düşünmeye başlar.Geçmişte yaptığı hataları büyüterek suçluluk duyguları geliştirir.Umutsuzluk ve karamsarlık vardır.

    Dalgınlık,unutkanlık,okuduklarını anlayamama vardır.Uykuya dalamama,sık sık uyanma, sabahları ya erkenden sıkıntıyla uyanma, ya da kalkmak istememe,dinlenmemiş olarak uyanma söz konusudur.İştah azalıp,kilo verilebilir.Bazı depresyonlular sıkıntısını yiyerek gidermeye çalışır ve kilo artışı olur. Genç kızlarda kilo ve estetik takıntıları baş gösterir.Cinsel isteksizlik olur.Erkeklerde sertleşememe,bazen erken boşalmalar ortaya çıkar.Yeni birine aşık olma ve sürekli onu takıntı haline getirme hali olabilir.Aşırı sinirlilik,sabırsızlık, tahammülsüzlük ve her şeye karşı isteksizlik ortaya çıkar.Sigara ve alkol kullanımı artabilir.Kişi bir yere gitmek istemez.Canı istemez ve anlamsız gelir.Oysa panik ataklı insan dışarıda başıma bir şey gelebilir diye dışarı çıkmaktan korkar.Yada yanına birisini alarak çıkabilir.Oysa depresyonlu birisine ısrar etseniz,cazip tekliflerde sunsanız sıkılır,çıkmak istemez.Depresyonlu hasta işe gitmek istemez,sorumlulukları ağır gelir.Gençler okulda başarısız ve uyumsuz hale gelirler.Ev hanımları çocuklarına bakamaz ve onlara sert davranır hale gelir.Ciddi aile kavgaları başlar.Korku ve kaygılar,aşırı titizlik ve takıntılar baş gösterir.Yorgunluktan dolayı küçük bir iş dahi kişinin gözünde büyür ve çok çabuk yorulur.Zaman zaman “yaşamın hiçbir anlamı yok.Ölsem hem ben hem de her kes kurtulur”şeklinde düşünceler olur.Panikataklı insan ise yaşama çok bağlı ve ölümden korkmaktadır.Depresyonlu kişi için ölüm sıradan ve sıcaktır.Halbuki panikatakta ölüm soğuk ve ürkütücüdür.Cenaze arabası görülünce kişi kötü olur.Ölüm haberleri çok rahatsızlık verir.Yakınlarının cenazesine gidemeyen çok panikataklı vardır.

    Depresyonda çok yoğun anksiyete-kaygı-bunaltı olduğunda, panikatak da ortaya çıkar.Panikatak daha “gürültülü” olduğundan ön plana çıkıp kişiyi ve hekimi yanıltabilir.Yukarıda sıraladığımız depresyon belirtilerinden 5-6 tanesi kişide varsa temel sorun depresyondur.

    Bazen ciddi panikataklardan sonra depresyon ortaya çıkabilir.Ya da panikataklı birisi tedavi olduktan sonra depresyon geçirebilir. Bazen de depresyon tedavi edildikten sonra kişide panikatak gelişebilir.

    Çoğunlukla %50-55 arası, depresyonla panikatak içi içedir.Yapılan çalışmalarda her iki hastalıktan sorumlu olan beyin bölgelerinin,yollarının ortak olduğu söylenmektedir.

    12. Şizofreni ve Paronoya:
    Bazı şizofrenlerde,özellikle hastalığın ilk dönemlerinde panik atak olabilir.Fakat panik Bozukluklu biri asla şizofreniye dönüşmez.Hastalarımızın en çok sordukları sorulardan biri de “Hocam ben şizofren miyim? Hastalığım şizofreniye çeviri mi?” sorusudur.Bu konuyu ayrı bir başlık altında, başka bir bölümde ayrıca inceleyeceğiz.

    Şizofreni bir psikozdur.Yani düşünce alanında ciddi bozulmalar vardır.Şizofreninin değişik alt tipleri vardır. Özellikle şizofreninin ilk günlerinde; düşünce,duygu alanlarındaki karmaşalar,çelişkiler, şüpheler, gerçeklik yetisinin kaybolmaya başladığı süreçlerde , yoğun kaygı ve buna bağlı panikatak olabilir.

    Bazı şizofrenlerde ” bana homoseksüel gibi bakıyorlar beni öyle zannediyorlar” hezeyanıyla , korku-panik olabiliyor. Ya da aşırı takip edilme-kötülük görme hezeyanları olan şizofren hasta,aşırı kaygı-korku nöbetiyle panikatak yaşayabiliyor.Şizofrenik hasta öz bakımına dikkat etmez. Tırnakları uzar, saçı-sakalına karışabilir.Cümleler kopukluk gösterir.Dağınık ve saçma konuşmalar vardır.

    Paranoyaklarda da Tek bir konuda hezeyan vardır.Kişi kendisini çok çok önemli bir zevat; Mehdi, kurtarıcı gibi görebilir.Yani büyüklük paranoyası içerisindedir. Kıskançlık,güzellik,asalet, kaşiflik gibi çok çeşitli paranoyalar vardır. Paranoyaklarda da zaman zaman panikataklar olabilir. Ama her panikataklı paranoyak değildir. Ve panik bozukluk paranoyaya,şizofreniye dönüşmez.Şizofreni ve Paranoyada çoğunlukla hastalık kabul edilmez.Hastaların yakınları kişiyi tedaviye ,zorla vs getirir.Oysa panik bozukluklu hasta her an doktora,hastaneye yakın olmak ister. Bir kısmı hastane karşısında ev tutar.Bir doktorla evli olma hayalleri kuranlar olur…

    13. Hipokondriasis(Hastalık hastalığı):
    Halk arasında orasını burasını dinleyen,evhamlı,sürekli doktor doktor dolaşan kişilere hastalık hastası derler.Bu kişilerde de zaman zaman panikatak görülebilir.Kişi ciddi bir fiziksel hastalığı olduğuna inanmıştır. “tonlarca” tahlil-tetkik yaptırır.Onlarca doktor ve hastane dolaşır. Fiziksel bir bozukluğu olmadığına ikna olmaz.Sağlık haberlerini sıkı takip eder.Her kesin hastalığından kendisine bir pay biçer. Verilen ilaçların prospektüsünü en ince ayrıntısına kadar okur.Bütün yan etkilerde kendisinde çıkar.Doktorları kendisini anlamamakla suçlar.Bir çoğu psikiyatra gitmez. Panik bozukluklu hastalarda ilk dönemlerinde bu hastalar gibi doktor doktor dolaşabilirler.Fakat,bir süre sonra hastalıklarının psikolojik kökenli olduğunu anlar veya ikna edilerek psikiyatriste giderler.İyi bir panik bozukluk tedavisiyle geçici”hastalık hastalığı” tablosu da ortadan kalkar.

    14. Somatizasyon Bozukluğu:
    Bu hastalık da fiziksel nedenlerle açıklanamayan çok sayıda bedensel yakınma vardır.Başta,sırtta,karında, göğüste, eklemlerde,kasıklarda,barsaklarda,cinsel ilişkide idrar yaparken yoğun ağrılardan yakınılabilinir. Mide -barsak sisteminde: hazımsızlık, şişkinlik, bulantı, kusma,ishal görülebilir.Cinsel fonksiyonlarda bozukluk; cinsel ilgisizlik,sertleşme sorunu,erken boşalma olabilir.Kadınlarda aşırı kanamalı adet, düzensiz regl görülebilir. Boğazda düğümlenme, yutkunma güçlüğü,bir kolda veya bir bacakta güç kaybı,körlük, sağırlık, felç olma hali gibi belirti ve şikayetler olabilir.Bu hastalarda da bazen panikatak ortaya çıkabilir.Yapılan en geniş tahlillerde ve bilumum muyanelerde asla bir şey çıkmaz.Sorun psikolojik kökenlidir.Yani gerçek körlük yada sağırlık yoktur.Ama hasta öyle hisseder ve yaşar.Yapılan psikiyatrik tedaviyle kişi normale döner…

    15. Yapay Bozukluk:
    Fiziksel ve psikolojik belirtiler iradeli olarak, kasıtlı şekilde ortaya çıkarılır. Ya da bunlar varmış gibi “numara” yapılır .Bu kişiler hasta rolünü benimserler.Bu insanlar panikatağı da taklit edebilirler.Genellikle dikkat çekmeye çalışan Histrionik, ya da mazohistik kişilik bozukluğu olan insanlardır.Hastanelere yatmak için ilaçlar içip ishal olan, bir yerlerini kanatan, ateşini yükseltenler vardır.

    16. Temaruz(Simulasyon):
    Yapay bozuklukta olduğu gibi belirtiler görülür.Belirtilerin ortaya çıkarılması bir amaca hizmet eder.Örneğin,askerlikten muaf olmak, sorumluluklardan kaçmak, bir kazanç elde etmek hedeflenir..Yapay bozuklukta ise hasta rolünü benimseme esastır. Temaruzda da pek ala panikatak taklit edilip, sorumluluktan kaçma hedeflenebilir.

    17. Depersonalizasyon Bozukluğu:
    Şahsın kendisini algılama ve değerlendirmesinde bir yabancılık söz konusudur.Ruhu bedeninden ayrılmış gibidir.Sanki bedenine dışarıdan bakıyor gibidir. Zihinsel süreçlerde kopma, sislenme hissedilebilir.Kişi bunun farkındadır. Bu yaşantısı sosyal, mesleki faaliyetlerinde aksamalara neden olmaktadır. Yabancılaşma durumu kişide panik duygusunu ve panikatağı ortaya çıkarabilir.Panik atakda da , kriz anında depersonalizasyon olabilir.Kriz geçince o da geçer. Depersonalizasyonda ise sürekli ve yenileyici olarak yabancılaşma vardır.

    PANİK ATAKLARA SEBEP OLABİLEN TIBBİ DURUMLAR

    * Hipoglisemi(kan şekeri düşüklüğü)
    * Feokromasitoma(Böbrek üstü bezi hastalığı, aşırı adrenalin salgısı yapar)
    * Kortizol hormonu yüksekliği
    * Tiroid bezinin aşırı veya yetersiz çalışması(Halk arasında guatır vs denen hastalık grubu)
    * Alkol ve diazem veya bazı-epilepsi ilaçlarının birden kesilmesi durumunda yoksunluk sendromu içinde panik ataklar görülebilir
    * Kafein,kokain,uyarıcı anfetamin ve benzeri doping maddeleri alımı
    * Vitamin eksiklikleri,kansızlıklar
    * Beyin tümörleri
    * Epilepsi(sara)hastalığı
    * Multipl skleroz ve bazı nörolojik hastalıklar
    * Akciğer hastalıkları(Tıkayıcı kronik akciğer,akciğerde damar tıkanması)
    * Bazı kalp hastalıkları
    * Bazı enfeksiyon hastalıkları

    03 – MİTOLOJİDE PANİK

    Mitolojide tek ölümlü tanrı Pan zeus’un yolladığı uykuyu ve rüyaları getiren,ruhları yer altına,Hades’in ülkesine götüren,gezginlerin,tacirlerin ve hırsızların tanrısı,çobanların sürülerini koruyup onlara bereket veren,el hünerlerinin ve söz söyleme sanatının ustası Hermes’in nymphe penelope’den olan oğluydu.doğduğunda bedeni kıllarla kaplı,alnının üstünde 2 tane boynuzu vardı.O zaman bile penisi ereksiyon halindeymiş,Bu gülünç görüntüsünden dolayı tanrılar ona PAN ismini vermiş.

    Elinde bir üzüm salkımı yada fülütü ile görülürmüş.eski yunanda kırların çobanların tanrısıymış.Ormanda geçen insanların karşısına birden geçip onlarda korkma, dehşet yaratan,kaba,çirkin ve ürkütücü cinsellik tanrısıdır.
    Yunan mitolojisinde panik(panıkos)pan’dan üretilmiş bir sözcüktür.

    Panın çığlığı çok korkunçmuş,bunu işiten hayvanlar çılgına döner,kurtlar,kuşlar saklanacak delik ararlarmış.sakin otlayan kuzuların,koyunların can havliyle kendilerini uçurumlara attığı olurmuş.
    Pan’ın doğada başkalarının görmediği,duymadığı şeyleri algıladığı ve acıyla bağırdığına da inanılırdı.

    Belkide pan,yitirdiği aşkların,ulaşamadığı sevgilerin acısıyla zaman zaman bağırıyordu.Belkide tanrılar arasında ilk ölenin kendisi olacağını bildiğinden,o denli sevdiği doğadan ayrılmanın acısıyla bağırıyordu.

    04 – AGORAFOBİ VE PANİĞİN TARİHÇESİ

    1421′de Robert Burton,anksiyete ataklarına eşlik eden somatik(bedensel) duyumlardan ve agora fobik kaçınma davranışından söz etmiştir.

    1971′de Da Costa”irritabl kalp” sendromunu tanımlamıştır,1905′de usler göğüs ağrısı, nefes darlığı,çarpıntı ve sinirlikten yakınan hastaları tanımlamak için”kalp nevrozu” terimini kullanmıştır. Freud,1894′de Heckırer’in çalışmalarını yorumlamış ve bugünkü panik atağın karşılığı olabilecek”Anksiyete Nevrozu”kavramını ortaya atmıştır.Bu hastalığın Nevrasteniden ayrı bir özellikte olduğunu iddia etmiştir.Freudun’Anksiyete Nevrozundaki belirtilerden dokuzu panik atakta olan belirtilerdir.

    1919′da Lewis 1.Dünya şavaşına katılan askerlerde görülen belirtileri”asker kalbi” olarak tanımlamıştır.kadınlarda görülen tabloya ise”efor sendromu” demiştir.1972 de aynı tabloya “nüro sirkulatuvar asteni”adı verilmiştir. 1980′de Amerikan Psikiyatri Birliği Panik Bozukluğu ayrı bir antite olarak DSM-III kitabına koymuştur.

    05 – PANİK BOZUKLUĞU TOPLUMDA NE ORANDA YAYGINDIR?

    Panik bozukluğu-kadınlarda erkeklere göre 2-3 kat daha sık görülür.

    Panik bozukluk tanılı hastaların%75-80′i kadındır. Aile çalışmalarında;eğitim,sosyal durumla bağlantı bulunmamıştır. Yaşam boyu yaygınlığı değişik çalışmalarda %1,5-3,5 arasında saptanmıştır.Bu oran gittikçe artmaktadır.

    Değişik hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan panik ataklar ve “sınırlı belirtili atakların” ise %15-20 arasında olduğu bildirilmektedir.dolayısıyla gerek panik bozukluğuna bağlı gerekse diğer pisikolojik,biyolojik nedenlere bağlı panik atakların her yüz kişiden 20-25 inde görüldüğü anlaşılmaktadır.Bu oran her 4 kişiden 1′inin panik ataklı olduğu anlamına gelmektedir.Paniğin bu kadar popüler olması bu yaygınlığı ve korkutucu belirtileri olsa gerek…

    Panik hastalarının çoğunluğu psikiyatri dışı hekimlere başvurmaktadır.Görülen belirtiler otonomik ve fiziksel belirtiler olduğundan kalp hastalığı görünümü verebilmektedir.İlk başvurular bu yüzden dahili branşlar olmaktadır.
    Stein1994,Chignon 1993′de yaptıkları bir araştırmada panik bozukluklu hastaların % 35′nin sık sık nefes alma ,% 15′inin baş dönmesi,%16′sının kalp şikayetleriyle başka hekimlere başvurduklarını saptamıştır. Yine göğüs ağrısı nedeniyle kalp anjiosu yapılan hastaların %20-30′unda kalp damarlarının normal çıktığı,anjiosu normal bulunan hastaların % 35-45′inin ayrıntılı muayenesinde panik bozukluğu olduğu saptanmıştır.(Mukerji,katun) bu yanlış anlayış ve yöntemin ABD’ye Yıllık maliyetinin 33 milyon dolar olduğu iddia edilmektedir.

    06 – PANİK BOZUKLUKTA SOSYAL-DEMOĞRAFİK ÖZELLİKLER

    * Panik Bozukluğu her yaşta başlayabilir
    * En sık 20-30 yaş arasında başlar,yaş ilerledikçe başlama oranı düşer
    * Etnik, kültürel farklılıklar çok önemli bulunmamıştır.
    * Şehir yaşamında,kırsal bölgelere göre daha sık görülmektedir.
    * Ekonomik durumla bağlantısı bulunamamıştır.
    * Eğitim düzeyiyle panik bozukluğu arasında direkt bir ilişki saptanmamıştır
    * Evli insanlarda,dul yada boşanmış insanlara göre daha az görülmektedir, (Bir çalışmada boşanmış yada dullarda 5 kat daha fazladır )

    07 – PANİK ATAK VE PANİK BOZUKLUĞUNUN TESHİŞ KRITERLERİ NELERDİR?
    PANİK ATAK TEŞHİS ÖLÇÜTLERİ (DSM_IV’e göre panik atağı tanı ölçütleri)

    Not: Panik atağı kodlanabilir bir bozukluk değildir.Aşağıdaki semtomlardan dördünün (ya da daha fazlasının) birden başladığı ve on dakika içinde en yüksek düzeye ulaştığı,ayrı bir yoğun korku ya da rahatsızlık duyma döneminin olması:

    1. Çarpıntı,kalp atımlarının duyumsama ya da kalp hızında artma olması
    2. Terleme, titreme ya da sarsılma
    3. Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları
    4. Soluğun kesilmesi
    5. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
    6. Bulantı ya da karın ağrısı
    7. Baş dönmesi,sersemlik hissi,düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
    8. Derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)
    9. Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
    10. Ölüm korkusu
    11. Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları)
    12. Üşüme,ürperme, ya da ateş basmaları

    DSM-IV’e göre”Agorafobi Olmadan Panik Bozukluğu” Tanı Ölçütleri

    A – Aşağıdakilerden hem(1),hem de (2) vardır:

    1. Yineleyen beklenmedik Panik Atakları
    2. Atakların en az birini,1 ay süreyle(ya da daha uzun bir süre)aşağıdakilerden biri(ya da daha fazlası)izler:

    (a) başka atakların da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı

    (b) atağın yol:açabilecekleri ya da sonuçlarıyla(örn.kontrollunu kaybetme,kalp krizi geçirme,”çıldırma”)ilgili olarak üzüntü duyma

    (c) ataklarla ilişkili olarak belirgin bir davranış değişikliği gösterme
    B – Ağorafobinin olması

    C – Panik atakları bir maddenin(örn.kötüye kullanılabilen bir ilaç,tedavi için kullanılan bir ilaç)ya da genel tıbbi bir durumun(örn.hipertiroidizm)doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

    D – Panik Atakları,Sosyal Fobi(örn.korkulan toplumsal durumlarla karşılaşma üzerine ortaya çıkan).Özgül Fobi(örn.özgül bir fobik durumla karşılaşma),Obsesif-Kompulsif Bozukluk(örn.buluşma üzerine obsesyonu olan birinin kir ve pislikle karşılaşması),Posttravmatik Stres bozukluğu (örn.ağır bir stres etkenine eşlik eden uyaranlara tepki olarak) ya da ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu (örn.evden ya da yakın akrabalardan uzak kalmaya tepki olarak)gibi başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz.

    08 – AGORAFOBİ NEDİR?

    Agorafobinin belirgin özeliği ;yalnız kalmaktan yada kaçmanın zor olabileceği ve ani bir sorun yaşanacağından yardım alınamayacağı korkusu ile kalabalık , topluma açık yerlerde bulunmaktan duyulan korkudur.işlek bir cadde , sinema , tiyatro , cami, tünel, asansör, toplu taşıma vasıtaları , büyük kapalı alış veriş merkezleri en sık kaçınılan yerler ve durumlardır.agorafobikler çoğu kez evden çıktıklarında mutlaka güvendikleri birinin kendilerine eşlik etmelerini ısrarla isterler.

    Agorafobi panikle birlikte veya tek başına da olabilir. Gözlemlerimize göre çoğunlukla birlikte olmalarıdır. Çünkü panik atağı yaşayacağı korkusu kişinin düşünce ve davranışlarında ciddi kaçınma davranışlarına yol açar
    AGORAFOBİ TEŞHİS ÖLÇÜTLERİ:

    A. Beklenmedik bir biçimde ortaya çıkabilecek ya da durumsal olarak yatkınlık gösterilen bir Panik atağın ya da panik benzeri semptomların çıkması durumunda yardım sağlanamayabileceği ya da kaçmanın zor olabileceği (ya da sıkıntı doğurabileceği) yerlerde ya da durumlarda bulunmaktan anksiyete duyma.Agorafobik korkular arasında özel birtakım belirli durumlar vardır ki bunlar arasında tek başına evin dışında olma,kalabalık bir ortamda bulunma ya da sırada bekleme,köprü üzerinde olma ve otobüs,tren ya da otomobile geziye çıkma sayılabilir.

    Not:Kaçınma,bir ya da sadece birkaç özgül durumla sınırlı ise Özgül Fobi tanısını,toplumsal durumlarla sınırlı ise Sosyal Fobinin tanısını düşününüz.

    B. Bu durumlardan kaçınılır(örn.geziler kısıtlanır)ya da Panik Atağı ya da panik benzeri semptomlar olacak anksiyetesiyle ya da yoğun bir sıkıntıyla bu durumlara katlanır ya da eşlik eden birinin varlığına gereksinilir.

    C. Bu anksiyete ya da fobik kaçınma,Sosyal Fobi(örn.utanacak olma korkusuyla giden toplumsal durumlarla sınırlı kaçınma),Özgül Fobi(örn.asansör gibi tek bir durumla sınırlı kaçınma),Obsesif Kompulsif Bozukluk (örn.buluşma ile ilgili obsesyonu olan birinin kir ve pislikten kaçınması),Posttravmatik Stres Bozukluğu(örn.ağır bir stres etkenine eşlik eden uyaranlardan kaçınma)ya da Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu (örn.evden ya da akrabalardan ayrılmaktan kaçınma) gibi başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz.
    09 – PANİĞİN ALTİPLERİ

    Panik atak yaşayanların hepsi aynı biçimde belirti ve korku yaşamayabilirler.Araştırmalara göre paniğin alttipleri şunlardır;

    - Klasik panik(solunum ve kalp sistemi belirtileriyle giden…)

    - Kognitif Panik(Bilişsel belirtilerin önde olduğu)panik

    - Nonkognitif Panik (Bilişsel belirtilerin olmadığı panik)

    - Nokturnal panik(Uykuda gelen ve kişiyi uyandıran panikler)

    - Aleksitimik panik

    - Gastro- intestinal panikler(Mide,barsak sistemi belirtileriyle seyreden panik)

    - Korkusuz(nonfearful)panik

    Klasik Panik: Kişide önce çarpıntı,heyecan başlar göğüste sıkışma,sol kola vuran ağrı ve uyuşma görülür.Bununla birlikte hızlı soluk alıp verme ve boğazda düğümlenme başlar.O anda kalbin, solunumunun duracağı; kalp krizi geçirileceği hissi oluşur.Yakınlarından kalp krizi geçirenlerde daha sık görüldüğü gözlenmektedir.

    Kognitif panik: Bilinç sistemini etkiler. Kendisini tam algılayamama,ruhun bedenden ayrılması hissi.Etrafı sisli,cisimleri uzak farklı algılama baş dönmesi,boşlukta olma hissi görülür. Ayrıca kontrolün yitirileceği elde olmadan kötü şeylerin olabileceği , aklın kaçırılabileceği bazen ölüneceğinden korkulur .

    Non kognitif panik: Kognitif panikteki belirtiler görülmez .Daha çok bir fenalık , göğüste baskı , çarpıntı hissi olur.

    Nokturnal panik: Uykudan ani bir çarpıntı ve korku ile uyanıldığı paniklerdir. Hemen pencere açılır ve hava alınmaya çalışılır uykuda “panikle ölürüm” diye kişinin uykusu kaçar bilinçli olarak uyumamaya çalışır. Zamanla uykusuzluğun getirdiği diğer sorunlarda ortaya çıkar.

    Aleksitimik panik: Nöbet nöbet bedensel belirtilerin olduğu bir türdür.

    Gastro intestinal panikler: Midede , karında başlayıp göğüse doğru dalga dalga yayılan fenalık hissidir. Boğazda düğümlenme yumru hissi oluşturur. Beraberinde bulantı , şişkinlik , gaz, ishal olabilir. Bu türünün “abdominal epilepsiyle” ayırd edilmesi önemlidir.

    Korkusuz (nonfearful) panik: Panik bozukluğun teşhis kriterlerini karşılayan bir durumdur. Buradaki panik ataklarda korku, anksiyete görülmez. Bu gruptakiler nöroloji, kardioloji uzmanlarına daha çok müracat ederler.Tahlillerde ve muayanede hiç bir şey saptanmaz.

    10 – PANİK ATAĞIN GELMEMESİ İÇİN GELİŞTİRİLEN DAVRANIŞLAR

    Panik Bozukluklu hastaların Düşünce ve Davranış Özellikleri: Panik Bozukluğu olan hastalar,yaşadıkları panik ataklar nedeniyle zamanla yaşamlarında bazı değişiklikler yaparlar . Çok şiddetli ölüm korkusu veya kontrolünü yitirme duygusu yaşadıklarından düşünce davranışların da aşırılıklar abartılar, korkular,dikkati çeker,fakat bütün bunlar hastanın elinde ve iradesinde değildir.yapılan panik tedavisiyle bütün belirtiler ortadan kalkar…

    Örnekler:”Her an bana bir şey olabilir,düşüp bayılırım”korkusuyla aşağıdaki davranışlar geliştirilir:

    - Yanında su taşıma,
    – Sürekli kalbini ve nabzını dinleme ve tutma,
    – Tansiyon aletiyle dolaşma,sürekli tansiyonunu ölçme ve ölçtürme,
    – Yakınlarının adreslerini,telefonlarını özel bir şekilde yanında taşıma,
    – Panik krizi yaşanır endişesiyle cinsel ilişkiden kaçma,sportif aktiviteleri bırakma,
    – Sürekli yanında birilerinin bulunmasını isteme,yalnız kalamama,sokağ çııkamama, kalabalık , kapalı yerlere girememe,toplu taşıma vasıtalarına binememe…
    – Bulunduğu muhitten uzağı gidememe,
    – Tatile seyahate çıkamama,
    – Birçok sağlık sigortasına üye olup,kartları yanında taşıma,
    – Bir yere gideceği zaman sağlık kuruluşlarının olduğu güzargahlar dan gitme,
    – Sık sık,acil ünitelerine başvurup kalp grafikleri(EKG)çektirme,Check-Up,lar Yaptırma,
    – Berbere diş hekimine gidememe,
    – Boğazını sıkan bir şey giyememe,
    – Sütyen takmaktan sıkıntı duyma,
    – Kriz gelir diye sexten uzaklaşma
    – Camiye gidememe,veya en arka safta namaz kılma
    – Cenaze arabası,ambulans,itfaiye aracı görünce hastanelere gidince fenalaşma hissi,
    – Uyanamama,uykuda panikle ölürüm diye uyumama,uykusunu kaçırma,
    – Tansiyon yükselecek,kalp krizi geçirilecek veya felç kalınacak korkusu ile aşırı rejim_diyet uygulaması,
    – Tv’lerdeki,basındaki intihar,cinayet,felaket haberlerinden aşırı etkilenme,onlar gibi olma korkusu,
    – Otomobilde panik yaşarım korkusu ile,otomobiline binememe,otomobilini satma,
    – Uçağa,vapura binememe,
    – Tek başına banyo yapamama,tuvalete gidememe,kapıda birisini bekletme,
    – Bayılırım.ölürüm diye aylarca banyo yapamama,
    – Panik krizi geçtikten sonra,aşırı yorgunluk,keyifsizlik halinin ortaya çıkması.
    – Tünellerden,köprülerden geçememe,yüksek yerlere çıkamama.
    – Kendisini aşağı atma korkusu,
    – Panik anında bayılırım korkusuyla organlarını ve cildini belli etmeyecek giysi giymek.
    – Değerli Takı takmamak
    – Panik sürecinde tuvalete gitme isteği
    – Daha fazla güvenebileceği birilerinin yanına taşınma (aileden biri,doktoru ya da hastanelere yakın…)
    – Kriz süresince bildiği bütün duaları okumak.uyumadan önce dua etmek.
    – Birgün panikle ölebilirim diye yakınlarına ve sevdiklerine servetini dağıtma ve vasiyet yazma.
    – Her gömleğinin , ceketinin cebine kriz anında kullanılmak üzere ilaç koyma.
    – Issız ve şehirden uzak yerlere gidememe
    11 – PANİK BOZUKLUK NEDENLERİ

    1- Genetik ve ailesel nedenler.
    2- Biyolojik teoriler
    3- Psikodinamik teoriler
    4- Gelişimsel teoriler
    5- Öğrenme kuramları
    6- Bilişsel modeller

    1 – Genetik ve ailesel çalışmalar:
    Panik bozukluğu olan hastaların birinci derecede yakınlarında panik bozukluğu ve panik atak görülme oranı %15-30 arası bulunmuştur.

    Aynı yumurta ikizlerinde aynı anda panik bozukluk görülmesi %30-40 arası saptanmıştır.

    Panikte klinik belirtilerin hastaların çoğunda benzerlik göstermesi genetik nedenleri düşündürmektedir.

    Yapılan genetik çalışmalarda; 16g 22 kromozomunda bir genin bu konumdaki rolünden bahsedilmektedir. Fakat kesinlik için yeni araştırmalara ihtiyaç vardır.

    2 – Biyolojik teoriler:
    Panik atağı esnasında oluşan biyokimyasal ve fizyolojik değişikliklerden yola çıkarak; beynin hangi bölgelerinde ne türlü reaksiyonlar ortaya çıktığı araştırılmıştır.

    Panik atağı olan ve olmayanlara “sodyum-laktat” enjeksiyonu yapılmıştır. Panikli insanlarda “panik atağı” ortaya çıkarken, kontrol gruplarında çıkmamıştır.Diğer yandan aşırı egzersizle artan laktat panikte artmış,oksijen tüketimi, metabolik hızı artıran kafein , yohimbin ve karbondioksitinde panik atağı ortaya çıkardığı bilinmektedir.

    Karbondioksit beyinde katekolamin ve noradrenerjik siklusu artırarak paniğe neden olur. Panik esnasında aşırı noradrenalin salgısı olmakta ve otonomik belirtileri ortaya çıkarmaktadır.(çarpıntı, ağız kuruluğu vs..)

    Lokus seruleus’un panikte etkisi: Beyinde 4. ventrikül tabanında gelişmiş olan çok sayıda hücreden oluşan bir alandır. Beynin bir çok bölgesiyle bağlantıları vardır. Beyindeki noradrenalinin %70 inden fazlası bu bölgeden karşılanmaktadır. Beyindeki noradrenerjik aktivite artışı, korku ve bunaltı ortaya çıkarır.

    Maymunlarda yapılan çalışmalarda lokus seruleusa elektrikle uyarı verilmiş ve panik benzeri durum çıkmıştır. Hayvanlarda bu bölgenin lezyonları, çıkarılması vs. anksiyeteyi (bunaltı), tehlike ve ağrıya verilen yanıtları azaltmaktadır. Lokus seruleus aktivitesini azaltan ilaçlarda hayvanlarda korkuyu azaltmaktadır. Lezyonlarda ayrıca hayvanlar saldırgan olmakta ve yeme-içme davranışlarında artış gözlenmektedir.

    Bu çalışmalar sonucunda lokus seruleusun daha ziyade “alarm sistemi “olduğu ve zararlı, hatalı uyarıları diğerlerinden ayırdığı ileri sürülmektedir.

    Aşırı uyarı halinde bütün beyin fonksiyonları ve irade dışı çalışan sistemler uyarılmaktadır.

    Orta derecede ise uyanıklık ve dikkatte artış olmaktadır.

    Az uyarılma halinde korkusuzluk, ani impulsif davranışlar ve dikkatsizlik ortaya çıkmaktadır.

    Serotonin ve panik ilişkisi:

    Sinir hücreleri arasında iletişim görevi olan önemli bir “norotransmitter” dir. Serotonin seviyesindeki değişiklikler, serotonin işlev bozukluklarında paniğe yol açtığı söylenmektedir.

    Beyin görüntüleme çalışmaları ve panik:

    Panik oluşturan kafein, yohimbin, laktat gibi ajanlarla PET ve SPECT çalışmaları yapılmıştır. Beyin kan akımında düzensizlikler saptanmıştır. MRI da hipotalamus ve temporal bölgelerde bozukluklar saptanabilmiştir.

    3 – Psikodinamik teoriler:
    Alt benlikten kaynaklanan dürtülerle üst benliğin yasaklarının çatışması sonucu anksiyete ortaya çıkar. Benliğin savunma mekanizmaları bunu karşılamıyorsa panik ataklar ortaya çıkabilir. Bastırılan cinsellik, saldırganlık dürtüleri, yasak dürtülerde paniğe neden olabilir.

    4 – Gelişimsel kuramlar:
    John Bowlby tarafından geliştirilmiştir. Anksiyetnin belirlenmesinde içgüdüsel dürtülerinin önemini dikkat çekmiştir. Birinci içgüdü bağlılıktır. Bağlılık figürünü kaybetme tehlikesinde anksiyete ortaya çıkar. Anksiyete korkunun bir bileşimidir.

    Çocuklukta aileden ayrılmanın, yetişkinde karışık anksiyete(panik)-depresyon oluşturduğuna inanmaktadır.Bowlby agorafobinin ayrılma anksiyetesi olduğunu açıklar. Bağlılık figürüne gövenle bağlanamamaktan kaynaklandığını söyler..

    5-Öğrenme kuramları:
    Koşullu refleks kuramına göre anksiyete; tehlikeli dış uyaranlara karşı organizmanın koşulsuz yanıtıdır. Fobiler klasik şartlanma yoluyla nötral uyarana bağlı bunaltıdadır.

    6-Bilişsel modeller:

    Bedende herhangi bir sebeple ortaya çıkan belirtileri (örneğin, çarpıntı, uyuşma..) kişinin gereksiz ve tehlikeli olarak algılaması ve “çarpıtıp” ciddi rahatsızlıklar olarak değerlendirmesi paniğe yol açmaktadır. Herhangi bir anksiyete durumuna eşlik edebilecek önemsiz kalp atışı, baş dönmesi, ağız kuruluğu; kişi tarafından bayılacağı, öleceği, kalbinin duracağı şeklinde yorumlanır.

    Bu modelle göre; dış uyaranlardan çok düşünce, imajinasyon, bedensel belirtiler gibi içsel uyarılar panik atakları ortaya çıkarabilir. Zararlı, tehlikeli yorumlanan uyaranlardan sonra ortaya çıkan bedensel kıpırtılar, duyumlar da yanlış yorumlanır ve “kısır döngüye” girilmiş olunur. Kişi artık dikkatini sürekli bedensel duyumlarına verir ve tetikte bekler ve olumsuz düşünceleri pekişir.

    12 – PANİK BOZUKLUĞA EŞLİK EDEN DİĞER PSİKİYATRİK VE BİYOLOJİK BOZUKLUKLAR:

    Psikiyatrik bozukluklar:

    Depresyon: Panik hastalarının %40-50 sinde depresyon’da aynı zamanda görülmektedir. Bazen paniklerden sonra, aynı anda yada depresyondan sonra panikler ortaya çıkabilir. Panik atakların hemen ardından da birkaç saat veya bir gün depresif bir görünüm ortaya çıkabilmektedir.

    Agorafobi: %50-70 oranında en sık görülen eş zamanlı bozukluktur. Depam’da yapılan çalışmada panik bozukluğu olan 3000 hastamızın %65′nde agorafobi saptanmıştır.

    Sosyal fobi: %10-15 oranda bulunur. Sosyal , ekonomik; yaşamsal aktivitelerden kendini geri çekme. Yeni ve yabancı insan ve durumlarla karşılaşmaktan kaçma davranışı sosyal fobik kişilerde görülür. Panikte ikincil olarak sosyal fobik özellikler görülüğü gibi, panikli insanın ayrıca bir sosyal fobisi olabilir.

    Tedaviyle paniğe bağlı olanlar ortadan kalkar. Sosyal fobi için ayrıca bir tedavi gerekebilir.

    Somatoform bozukluk: %6-8 arasında eşlik eder. Kadınlarda daha fazladır. Sosyo-ekonomik ve kültürel yetersizlik , ırk farkı önemlidir. Yoğun bedensel yakınmalar vardır ve hiç biri fiziksel sebebe bağlanmaz.

    Hipokondriyazis: Sürekli kendini dinleme ve sağlık kitaplarını okuma,hastalıklar bulma.; doktor, doktor dolaşma; tahliller yaptırma durumudur. Panik bozuklukta %20-30 oranında eşlik eder.

    Madde kullanımı: Alkol başlangıçta sıkıntı ve paniği giderdiğinden panikli insanların bir kısmı “alkolle kendi kendini tedavi” yoluna gider. Zamanla bağımlılık gelişir sürekli alkolle dolaşılır ve sabahtan içilmeye başlanır.

    Alkol kullanım bozukluğu: % 20-25 arasındadır. Diğer maddeler (yeşil reçete ilaçları uyarıcı ve uyuşturucu özelliği olan maddeler vs. )%5-10 oranda değişmektedir.

    Manik depresif bozukluk: Depresyon ve onun tam tersi coşma , uçuşma nöbetlerinin (mani) olduğu bu hastalığın panikle görülme oranı %10-12 arasındadır.

    Kişilik bozuklukları :

    - Kaçıngan
    – Obsesif-kompulsif
    – Pararanoid
    – Borderline

    Kişilik bozuklukları’da % 40oranda eşlik eder.

    Genel anksiyete bozukluğu: Burada sürekli kötü bir şeyler olacağı kaygısı ve ” diken üzerinde olma” hali vardır. %15- 20 oranda görülebilir.

    Obsesif – kompulsif bozukluk: Takıntı ve saplantıların olduğu (temizlik kontrol , bulaşma takıntıları, tekrarlayıcı davranışlar )

    PANİK BOZUKLUĞA EŞLİK EDEN BİYOLOJİK BOZUKLUKLAR

    Mitral valv prolapsusu: Kalp kapakçığı sarkması olan MVP’susu panik bozukluklu hastaların yaklaşık % 40-50′sinde bulunmaktadır. MVP’susunun toplumda görülme sıklığı % 5 ve kadınlarda iki kat daha fazladır. MVP’susunun belirtileri panik bozuklukla benzerdir.sebep mi? Sonuç mu? olduğu tartışmalıdır.

    - Göğüs ağrısı , çarpıntı ile acillere başvuran hastaların % 40′ında panik bozukluğu saptanmıştır.

    - Göğüs ağrısı nedeniyle anjiografi yapılan hastaların % 40-60ında panik bozukluğu bulunmuştur.

    - Tedavi olmayan panikli hastalarda koroner arter hastalığına bağlı ölümler üç kat daha sık görülmüştür.

    Tiroid bezi anormallikler:Panik bozukluklu hastalarda tiroid fonksiyon bozuklukları daha sıktır “hipertiroidi” genel nüfusa göre yüksektir.

    İrritabl kolon sendromu: Barsakların aşrı duyarlı olması hali ve barsak problemlerinin yaşanması da panik bozuklukla birlikte bulunabilmektedir. Anksiyete tedavisiyle bu hastalar düzelebilmektedir.

    Akciğer hastalıkları: Müzmin tıkayıcı akciğer hastalıklarında %8-20arası panik bozukluğu bulunmaktadır.(Astım, bronşit, amfizem, allerjik akciğer hastalıkları….)

    Migren: Migrenli olanların bir kısmında panik bozukluğu olabilmektedir. Baş ağrısı şikayeti olan erkek hastaların %12′sinde, kadınların ise %15inde panik bozukluğu saptanmıştır.

    Epilepsi(sara nöbetleri): Temporal nöbetlerde görülen ,korku ,terör ,yabancılaşma ,farklı algılama aşırı sıkılma ve taşıkardi gibi belirtiler , panik atakta da görüldüğünden gözden kaçabilir. Ayrıca beynin sağ temporal bölümü alınan insanlarda panik benzeri belirtileri olabilmektedir. Bundan dolayı paniğin “temporalimbik” anormallik olduğu ileri sürülmektedir.

    Beyin-damar hastalıkları: Beyin-damar hastalıkları panik bozuklukta diğer hastalara göre iki kat fazladır. Panikteki tansiyon yükselmelerinin buna yol açtığı söylenmektedir.

    13 – PANİK BOZUKLUĞUN KARIŞTIĞI VE AYRILMASI GEREKEN DURUMLAR: (AYIRICI TANI)

    1. Agorafobi
    2. Madde bağımlıkları ve kötüye kullanımları.(amfetamin, kafein, alkol, diazem türü ilaçlar)
    3. Hipokandriazis
    4. Yaygın anksiyete bozukluğu
    5. Sosyal fobi
    6. Özgül fobi
    7. Obsesif- kompulsif bozukluk
    8. Alkol bağımlılığı
    9. Organik hastalıklar (Hipertiroidizim, Hiperparatiroidizim, Hipertansiyon, Feokromasitoma (Böbreküstü bezi hastalığı), Vestibüler disfonksiyon (Kulaktaki denge fonks.boz.), Kardiak aritmiler, Konvulsif bozukluklar.(Sara nöbetleri)

    14 – PANİK BOZUKLUKTA, RİSK FAKTÖRLERİ (Kimler paniğe daha yatkın?)

    - Birinci derece akrabalarında panik ya da başka anksiyete bozukluğu olanlar.
    - Sıkıntılı, telaşlı, aceleci, mükemmeliyetçi, insanlar.
    - Düşünce ve duyguların yeterince dışarıya yansıtamayan, “içsel insanlar.”
    - Alkol yada başka bağımlılık yapabilen maddelere yatkınlık ve bağımlılık
    - Geçmişinde panik atak diğer anksiyete bozukluklarından bir rahatsızlık ya da depresyon geçirmiş olmak.
    - Sürekli baskı altında olmak, engellenmek yada kendi kendini baskılamak.
    - Sosyal fobik, kaçıngan kişilik yapıları
    - Sürekli “verici” davranma “iyilik meleği”gibi davranma “hayır” diyememe.
    - Öfkesini, kızgınlığı dışarıya yansıtamayan insanlar
    - Dürtülerini sürekli bastıran insanlar.
    - Cinselliği baskılamak, cinsel tatminsizlik ve yoğun bilinç dışı aldatma dürtüleri ve gizli homoseksüel eğilimleri olanlar.
    - Aşırı hırslı,sürekli başarı ile beslenen,başarısızlıklarda kendisini suçlayan yapı..

    15 – NEREYE KADAR PANİK? (Paniğin seyri,gidişatı)

    Panik bozukluk en çok 30′lu yaşlarda ortaya çıkar.Az sayıda çocuklukta başlar.45 yaşında başlaması olağan değildir…Gidişatı kişiden kişiye değiştiği gibi aynı kişide bile belirtiler değişebilir.Uzun süreli izleme çalışmalarında % 40′nın belirtilerden arındığı,yaklaşık % 50′sinin belirtilerinin çok hafiflediği ve yaşamlarını engellemediği saptanmıştır.% 10-20 arası belirtilerin iniş-çıkışlarla devam ettiği görülmüştür.

    16 – PANİK BOZUKLUKTA TEDAVİ

    Panik atak kesinlikle kontrol altına alınabilir.

    Tedavide Temel ilkeler şunlardır :
    Panik atakları ortadan kaldırma
    Sürekli atak yaşayacağım diye bunaltı, kaygı yaşamayı önlemek.
    Panik atak korkusuyla yapılmayan davranışların yapılır hale gelmesi ( tek başına yola çıkabilmek, kapalı mekanlara girebilmek, yalnız kalabilmek gibi… )
    Panikle birlikte görülebilen diğer bedensel ve psikolojik sorunları gidermek
    Zamanla paniği önemsemeyecek ve unutacak seviyeye gelmek
    Panikten dolayı bozulan aile , iş-sosyal yaşamın eskisi gibi normalleşmesi.
    Hiç bir panik belirtisi ve davranışı olmadığı halde tedaviye bir süre daha devam ettirmek.
    Hasta-hekim arasında çok iyi bir iletişim olmalıdır.Hasta hekimine her an ulaşmalıdır. Tedavide kullanılan ana ilaçlar antidepresanlardır.Yardımcı olarak; sakinleştiriciler yatıştırıcılar, bedensel belirtileri önleyen ilaçlar kullanılır.
    Antidepresanların bir kısmı eski kuşak ilaçlardır. (Anafranil, tofranil, ludiomil, insidon, laroxyl, tolvon… gibi ) Yeni kuşak ,ilaçlar ( efexör, seroxat, cipram, remeron, prozac, lustral, serzone, faverin, gibi.. ) Bu ilaçların içinde paniğe iyi gelen 4-5 ‘i geçmez. Hekimin yaptığı muayene ve tecrübesi sonuca en uygun ilaç seçilir.Bir ilaç her hasta da aynı sonucu vermeyebilir. İlaçların bir kısmı ( eski kuşak ) başlangıçta belirtileri arttırabilir, ağız kuruluğu, sıcaklık hissi, terleme,kiloartışı ,kabızlık,cinsel problemler yapabilir.Yeni kuşakta bulantı,titreme,cinsek problemler,kilo artışı gibi yan etkileri olabilir.Bunlar kalıcı değildir.Bir süre sonra azalabilirler. Panik bozuklukta ilaç tedavisinin en aşağı bir buçuk yıl olması gerekir.
    Hekim önerisi dışında kesinlikle ilaç almamak gerekir.
    Panik belirtileri düzelir düzelmez ilaçları ne azaltmak nede kesmek gerekir.Yoksa kısa sürede tekrarlar
    Yardımcı ilaçlar yeşil reçeteye tabi olanlar ( Xanax, diazem,nervium benzeri ilaçlar.) Ve bazı kalp-tansiyon ve mide ilaçlarıdır. Bunların kısa süreli kullanılması gerekir.
    Başka hastalıklarınız nedeniyle ilaç alacaksanız doktorunuza danışın.
    İlaçlar zamanla iştahınızı arttırır.özellikle -tatlıya- karşı dayanılmaz istek olur. Bunun için tedbir alın bol su için, meyve ağırlıklı beslenin.
    İlaç tedavisi dışında -bilişsel,davranışsal,terapi’nin panikte iyi sonuç verdiği bilinmektedir. Burada kişinin bedensel belirtileri algılama ve onlara ” kötü anlamlar yükleme” olayı anlatılır. Düşünce , beden ve belirtilerin ilişkisi; belirtilerini – düşünceyi nasıl etkilediği konuşulur.Yani önce hastalığın nasıl oluştuğu, belirtilerinin anlamını ne olduğu ve nelere yol açamayacağı anlatılır. Daha sonra kaçınma davranışlarının nasıl yok edileceğini geçilir.Bunları mutlaka bir terapistle birlikte yürütmek gerekir. Terapiye istekli ve azimli olduktan sonra bir ayla üç ay arasında epey yol alınır.
    Panikli olmak bir “kader” olmamalı.
    Paniğin süresi ne kadar olursa olsun, tedavi edilebilir. Yirmi otuz yıllık panikleri Depam’da çok tedavi ettiğimiz belirtmek isterim.
    PANİK ATAKTA EN ÇOK SORULAN SORULAR ve CEVAPLARI :
    - Panik atak kalp krizine yol açar mı ? – HAYIR
    - Panik felce yol açar mı ? – HAYIR
    - Panik anında ölebilir miyim? – HAYIR
    - Panik anında kendimi, kontrolümü yitirir kendime ve çevreme zarar verebilir miyim ? – HAYIR
    - Panik atak bayılmaya sebep olur mu ? – HAYIR
    - Deliliğe yol açar mı ? – HAYIR
    - Uçakta panik atak gelirse ölür müyüm ? – HAYIR
    - Tedavisi var mıdır? – EVET
    - İlaç beyni nasıl etkiler, düşünceyi ve davranışı nasıl değiştirir? Beyindeki ” alarm” sistemindeki hassasiyeti giderir. Bozulan dengeleri düzenleyerek aşırı bedensel duyum ve belirtileri yok eder! Aklımız beynimizden uzaklaşmaya başlar ve yaşamın diğer yanlarını tekrar görmeye algılamaya başlarız. Zamanla paniği unutur hale geliriz.
    - Panik Tekrarlar mı ? Biyolojik, Sosyo-kültürel-ekonomik ve psikolojik şartlar müsaitse her hastalık gibi panikte tekrarlayabilir.Fakat ciddi uzun süreli bir tedavi ile tekrar riski azalır.Ayrıca tekrarlayacaksa çok hafif tekrarlar.Kontrol edilebilir seviyede olur.Bazen doktora bile ihtiyaç duyulmaz. Tedavide paniği kontrol altına almak ve onu tanımak ne yapıp-yapamayacağını bilmek önemlidir.
    - Panik şizofreniye çevirir mi? – HAYIR
    - Alkol alarak paniği yenebilir miyim ? – HAYIR ( zamanla artar ve bağımlılık gelişir.)
    - Kendimi dine inanca versem geçer mi ? – Paniğin inançsızlık ve ibadetsizlikle ilgisi yoktur; “inançlı” insanlarda’da panik yaşanır.
    - Yanımda ilaç,adres ve telefonlar,su,bisküvi,tansiyon aleti vs.. taşıyorum. Olmayınca yola çıkamıyorum bir şey olur mu ? Bağlanma , garantiye alma ihtiyacından yola çıkıyorsunuz.Tedavi ile yavaş yavaş bu bağlanma nesnelerinden kurtulmak,özgür ve özgüvene dayalı ” sahaya” çıkmanız mümkündür.
    - Spor paniği arttırır mı ? – HAYIR ( faydası vardır )
    - Seks yapabilir miyim ? – EVET
    - Panik geldiğinde acile gideyim mi ? – HAYIR ( Daha önceki nöbetler nasıl geçtiyse bu nöbet de geçecek )
    - Panik, depresyonla beraber olur mu ? – EVET
    - Panik anında boğazım düğümleniyor, tıkanıyorum. Nefessiz kalıp ölebilirmiyim. – HAYIR
    - İlaçla beraber alkol alınır mı? – Çoğunlukla HAYIR,fakat doktorunuza danışmakta yarar var…
    - İlaçlar bağımlılık yapar mı? Hayat boyu kullanmam gerekir mi? – HAYIR
    - Panikten dolayı işimi değiştirip,veya bırakayım mı? – HAYIR Kesinlikle işinizi bırakmayın ve değiştirmeyin.
    - İlaçlar, yiyecekler, içecekler boğazımı tıkar mı? Boğulur muyum? – HAYIR
    - Bana büyü yapılmış veya ‘cin’ çarpmış olabilir mi? Paniğin bunlarla hiçbir ilişkisi yok DİYEN doktorlar kesin sonucu alimlerden görünce pocalıyorlar.
    18 – ÖNERİLER

    1- Hastalık hakkında doktorunuzdan ve yayınlardan çok iyi bilgi alın. Temel Kural:”Düşmanını Tanı”
    Sana ne yapıp ne yapamayacağını bil!
    2- Dahili,fiziksel muayeneler ve tahlillerde hiçbir şey yoksa;bir daha tahlil yaptırmayın ve dahili muayeneye gitmeyin.
    3- Her hastanın tedavi süresi,onun kişiliğine durumuna bağlı olduğundan tedavi süresini bilin ve bu süreyi en verimli bir şekilde kullanın.
    4- Yakınlarınızıda doktorla görüştürün.Hastalığın sizin elinizde ve iradenizde olmadığını öğrensinler ve size”yüklenmesinler”
    5-Umudunuzu ve kendinize olan güveninizi hiçbir zaman yitirmeyin.”Başaracağım,bu hastalığı yeneceğim ve yaşama sımsıkı sarılacağım. Kendime inanıyorum ve güveniyorum!” telkinini sık sık yenileyin.
    6- Mümkünse her gün yarım saat yürüyüş yapın.
    7- Her gün duş alın
    8- Yüzme imkanınız varsa yüzün
    9- Yılda iki kez tatil yapın.
    10- Çözemediğiniz ve sizinle direkt ilişkisi olmayan sorunlarda üzülmeyin. “Kulak arkası edin.”
    11- Kahve ,koyu çay, kolalı içeceklerden uzak durun.
    12- Midenizi tıka basa doldurmayın, uzun süre aç kalmayın.
    13- Sizin gibi panik yaşayan insanlarla bir araya gelin.Sosyal-kültürel faaliyetlerde bulunun.
    14- Panik krizini hissettiğiniz an dikkatinizi başka yere vermeye çalışın
    15- Nefes egzersizleri yapın (Derin nefes alıp içinizde tutun ona kadar sayın ve ağzınızdan üfler gibi yavaş yavaş verin)
    16- Her gün gevşeme ( relaksasyon ) egzersizleri yapın.Bütün vücut kaslarınızı kasıp sonra gevşetin.
    17- Seks yaşamınızı canlandırın, fanteziler üretin                                                                                       BANA GELEN ÇOĞU KARDEŞİMİZE VERİLEN ÖNERİLER VE BULGULARLA KARŞILAŞTIM. TIBBEN BÜTÜN BULGULAR VE ARAŞTIRMALAR BİTTİKTEN SONRA DOKTORLAR TARAFINDAN TANI KONULAMAYAN BÜTÜN RAHATSIZ İNSANLARI TEDAVİ EDERİZ. ALLAH AŞKI VE KURANI KERİM MANEVİYAT USTASI HER ŞEYİ TEDAVİ EDER ,TECELLİYAT ALLAHIN VE İNANAN KULLARINDIR.

Bu yazı Medyum Nedir kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

PSİKOLOJİ HASTALIKLAR VE CİNLERLE ALAKASI ve DUA için 22 cevap

  1. sercan der ki:

    hocam ben bir şizofreni hastasıyım.dua ile şizofreniyi iyileştirebilirmisiniz.

    • admin der ki:

      ŞİZOFRENİ HASTALIĞI BEDENİ İKİ FARKLI CİNİN GİRMESİ SONUCU OLUR.BİRİ MÜSLÜMAN DİĞERİ KAFİRDİR.MÜSLÜMAN SENİ KORUR İÇİNE ALLAH KORKUSU VERİR DİĞER KAFİR CİN İSE SENİ ALLAHA İTAAT VE TAATTAN ALIKOYMAYA ÇALIŞIR.SENDE İKİ ARADA BİR DEREDE KALIRSIN DÜŞÜNCELERİN BOZULUR HAYATA HEP ŞÜPHELERLE BAKARSIN.TEDAVİSİ ÇOK KOLAY VE KESİNLİKLE SONUÇ ALIRSIN.05358105987 NUMARADAN BENİ ARA.RUH ASLA HASTALANMAZ DIŞARDAN BASKILARLA ÇELİŞKİ İÇİNDE KALIR VE DOĞRUYU BULAMAZ ÇOK TEHLİKE MEYDANA GELİR.

  2. Ebubekir Şahan der ki:

    hocam ben cinsel konuda
    sorun yaşıyorum ne yaklaşma gibi bir isteğim nede cinsi organda hareketlenme,hocalara gidiyorum bağlamışlar diyorlar yaptıklarından biraz fayda görüyorum sonra tekrar aynı hale düşüyorum.artık ne yapacağımı bilemiyorum sizden yardım istiyorum

    • admin der ki:

      EBUBEKİR KARDEŞ BAĞLANMA DİYE BİR OLAY YOK BU İLMİ BİLMEYEN ŞARLATANLAR UYDURUYOR;SENDE MUSALLAT OLMA MUNAFIK CİN VAKASI VAR.SENİ KISKANDIĞINDAN İLİŞKİ OLAYINI ORTADAN KALDIRIYOR.TEDAVİ OLDUĞUNDA MUHAKKAK AYNI ESKİ SAĞLIĞINA KAVUŞACAKSIN.ARARSAN EN MÜKEMMEL BİR ŞEKİLDE TEDAVİ SONUCUNU ALIRSIN EVLENİP YUVANI KURAR ÇOCUKLARINLA MUTLU HAYATINI YAŞARSIN.RABBİM ALLAH TEDAVİNİ OLUNCA BURAYA YAZACAKSIN ALEM İBRET ALIP BİZİDE DUALARINA KATACAKSIN SEVGİ VE SAYGILAR

  3. bahri sakarya der ki:

    şizofreni tedavisi gören bir yakınımız var ilaç tedavisine ek olrak yardımcı olurmusunuz selamlar

    • admin der ki:

      BAHRİ SARIKAYA KARDEŞİM ŞİZOFRENİ HASTALIĞI DİYE BİR HASTALIK YOK; LEDUN İLMİ ALİMİ OLARAK SANA CEVAP YAZIYORUM İYİ OKU VE PİSKOLOJİ HASTALIĞININ KURAN İLE TEDAVİ OLABİLECEĞİNİ İLK ÖNCE ANLA. DOKTORA GÖTÜRÜLEN HER HASTAYA HASTANIN DURUMUNA GÖRE HASTALIK ADI TAKILIYOR AMA SEBEBİ NEY VE NEYDEN KAYNAKLANIYOR ASLA BİLMİYORLAR SADECE İSİM VE ADLANDIRMAKLA YETİNİYORLAR.DERDİ NE TEDAVİ EDEBİLİYORLAR NEDE ENGEL OLABİLİYORLAR GİT GİDE ARTIYOR NEDEN UYUŞTURUCULU İLAÇLARLA İNSANI CİNE TESLİM EDİYORLAR. ŞİZOFRENİ HASTASINDA HEM MUNAFIK HEM KAFİR CİN BEDENDE ZUHUR ETTİĞİ İÇİN HASTA DÜNYASINI KARIŞTIRIR NE YAPTIĞINI BİLMEZ. TEDAVİSİ HASTANIN CİNLERİ YANACAK VE DAHA SONRA KURAN ZİKRİ İLE TEDAVİ ŞEKLİ UYGULANIP SONUCA VARILACAK SAYGI VE SELAMLAR ARARSANIZ YARDIMCI OLURUM 05358105987

  4. bekir köse der ki:

    hocam selamın aleyküm öncelikle durumum uyusturucu hap ve errar kulanndım kısa bir süreliğine sonucunda depresyona girdim düzenli ilaç kullandım ama bedenim ve ruhum tamamen uyuştu en so gittiğim dk da piskotik bir sorun olduğunu söyledi bi türlü düzelemedim hocam dahada kötü oldum dünyam hayata bakış açım karardı çıkmaz bi bunalımdayım hocam hiç bi umut vermiyor mu dk lar çok şükür müslamanım elimden geldiği kadarıyla namaz kılmaaya çalışıyorum acaba benim bu durumumda cinlerle alakası varmıdır

    • admin der ki:

      BEDENE MUSALLAT OLAN CİN HEBAİS OLDUĞU ZAMAN İNSANLARI PİS AHLAKA SEVKEDER YOKSA İNSAN DURDUK YERE NEDEN SÜRÜKLENSİN, RUKYE İLMİ İLE TEDAVİ GÖRÜR İSEN ÇOK BÜYÜK BİR ŞEKİLDE ŞİFANA KAVUŞURSUN YOKSA İÇİNDEN ASLA BU ZEHİRLİ YILANI ATAMAZSIN VE HAYATTAN ZEVK ALAMAZSIN SİVASTAYIM İSTERSENİZ GELİN ARAPOĞLU HÜSEYİN ARAYABİLİRSİNİZ 05358105987 SELAMINALEYKÜM

  5. Gülay der ki:

    hocam kardeşim de şizofreni belirtilerinin hepsi var hem doktor hem hacı hoca gez derken elimizde avucumuzda kuruş kalmadı büyük bir zenginlikten büyük bir fakirliğe düştük bu kanserden beter hastalık yüzünden yani kardeşime ne doktorlar ne de hocalr tedavi edemedi biz şimdi napıcaz

    • admin der ki:

      GÜLAY HANIM ŞİMDİ BURDA DUR BAKALIM;; HACI HOCA DERKEN BU MAKAMLARA SAYGISIZLIK OLUYOR, BU HASTALIK İŞİ BUNLARIN GÖREVİ DEĞİL. SENİN GÖZÜN AĞRIYOR SEN CİLDİYE SERVİSİNE TEDAVİYE GİDİYON AYNI BÖYLE BİR SAÇMALIK. GÖREVİ NE İSE HERKES ONU YAPACAK HOCA CAMİDE NAMAZ KILDIRACAK VE VAİZ VERECEK, HACI HACA GİDECEK İMANINI YAŞAYACAK, SİZ ALİME GİTMEMİŞSİN İŞTEN ANLAYAN DEĞİL ANLAMAYANA GİTMİŞSİNİZ. ŞİMDİDE SİTEM İLE KENDİNİZİ KANDIRIYOR VE BUHRANA GİRİYORSUNUZ, ALLAH CC VE KURANI KERİM VARKEN İNSANLIK HİÇ BİR YERE EMANET EDİLEMEZ, SELAMLAR SİVAS ARAPOĞLU HÜSEYİN

  6. EKREM der ki:

    OBSESİF KOMPULSİF YANI TAKINTI HASTASIYIM HOCAM ŞİZOFRENİ DEKİ BU HASTALIK CİNLERDEN KAYNAKLANIRMI SAYIN HOCAM ARAŞTIRDIM BEYİNDE SEROTONİN HORMON EKSİKLİĞİN DEN OLUYOR TAKINTI HASTALIĞI 10 YILDIR LUSTRAL SEROTONİN İÇEREN İLAÇ KULLANIYORUM BİR DE HOCAM ÖRENDİM ÜZERİMDE 1 ERKEK 2 Sİ BAYAN CİN VAR DEDİLER DURMADIKLARINI GELİP GİTTİKLERİNİ ÖRENDİM MEDUM ARKADAŞTAN HOCAM SİZDEN DE YORUM ALMAK İSTİORUM HOCAM

    • admin der ki:

      BEDENE MUSALLAT OLAN MUNAFIK VE KAFİR CİNİN AYNI BEDENDE SIKINTISINDAN KAYNAKLANIYOR

      • EKREM der ki:

        HOCAM YORUMUNUZ BİRAZ KARIŞIK TAM AÇARMISINIZ ANLAYAMADIM BEDENDE SIKINTISINDAN KAYNAKLANIR DERKEN CİN İÇİN TAM OLARAK NEYİ KASTEDDİNİZ HOCAM İLK 9 YAŞINDAKEN SOL AYAĞIM 1 SAATLİĞİNE FELÇ OLDU AYAĞA KALKMADIM ONDAN SONRA TAKINTI SAPLATI HASTALIĞIM BAŞLADI ŞU AN 38 YAŞINDAYIM VE HALA 10 YILDIR İLAÇ KULLANIYORUM KARDEŞİMDE BİR HASTALIK YOK NEDEN BENDE OLDU GECELERİ UYKU DÜZENİM KALMADI SAYIN HOCAM ÖĞLEN DAHİ BİRDEN ÜSTÜME AĞIRLIK ÇÖKÜYOR UYKU BASIYOR NAPCAĞIMI ŞAŞIRDIM HOCAM HOCAM BİRDE ŞÖLE Bİ DURUM VAR BABAM ANLATTI BİR TÜRLÜ AİLEMİN ÇOCUĞU OLMUYORMUŞ BABAM BİR GÜN CUMA NAMAZI KILARKEN CAMİ HOCASI EKREM PEYGAMBERİ ANLATIYORMUŞ NAMAZDAKİ İNSANLARA BABAM DEMİŞ ALLAHIM OLUM OLURSA İSMİNİ EKREM KOYUCAM SAYIN HOCAM ACABA BABAM ORDA ÇOK BÜYÜK MÜ KONUŞTU NE BİLEYİM ALLAHA SÖZ VERDİ OLUM OLURSA ADAK GİBİ BİŞEYLER YAPICAM DEDİ DE YAPMADI O YÜZDENMİ BANA 3 CİN MUSALLAT OLDU BÖLE DÜŞÜNCELER GELİYO AKLIMA HOCAM BÜTÜN KIZLARI BENDEN UZAKLAŞTIRDI BU ŞEYTANLAR GALİBA HOCAM BUNLAR BENİ EVLENDİRMİCEK LER ENGEL OLUCAKLAR

  7. YUNUS der ki:

    HOCAM SELAMUN ALEYKUM
    ILETISIM TELEFONUNUZU BULAMADIM YAZARSANIZ MEMNUN OLURUM

  8. YUNUS der ki:

    BENIM HANIMIMDA SIKINTILAR VAR GUNDUZLERI AGLIYOR

  9. yusuf der ki:

    HOCAM SELAMUN ALEYKUN BENDE NERDEYSE 14 SENDEN BERI TIK HASTALIGI VAR GECMIYOR BIR TÜRLÜ BIRDE TAKINTIM VAR CESIT CESIT HAYELERDE GÖRÜYORUM VE BEL SIRTIMDAKI SINIR KASLARDA SÜREKLI AGRILAR VAR VE SÜREKLI VESVESE OLUYOR SÜREKLI HAYELERE DALIYORUM BIRIYLE KONUSURKEN AKLIM BASKA YERLERE GIDIYOR FILM IZLERKEN VEHATA NAMAZ KILARKEN AYNI SEKIL OLUYOR BEYNIM BASKA YERLERE GIDIYOR SÜREKLI BASKA DÜSÜNCELER GELIYOR AKLIMA NEDENI NEDIR ACABA BUNUN

    • admin der ki:

      YUSUF KARDEŞİM YAZDIKLARINA GÖRE ÜZERİNDE MUNAFIK CİN MUSALLATI OLABİLİR YİNEDE ARA BENİ BİR TEŞHİS KOYALIM; 05358105987 NUMARADAN ARA VE ULAŞ SIKINTINI ALLAHIN İZNİ İLE ÇABA GÖSTEREREK YENELİM SAYGILAR HÜSEYİN ARAPOĞLU SİVAS MERKEZ

  10. yusuf der ki:

    BIRDE BAZEN KENDI KENDIME KONUSUYORUM CESIT CESIT INSAN YÜZLERI GÖRÜYORUM ALLAHI ZIKRETMEKTE ZORLANIYORUM

    • admin der ki:

      GARDAŞIM MUNAFIK CİN MUSALLATI BELİRTİLERİ VAR ARA BENİ 05358105987 SADECE BİR BAKIM YAPALIM YETER YADA ÇIK GEL BEN SİVAS MERKEZ DEYİM KİME SORARSAN SOR GETİRİRLER. SAYGILAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>